29 Ağustos 2007 Çarşamba

Kuraklık ve yeşillik

beauty of simple things

Bu fotoma bakıyordum da aklıma bir şey geldi..Fotoda radikal 2 taraf var.Bir tanesi yemyeşil , öbürü kupkuru ve taş dolu.Ortada bunları ayıran da ahşap.Aslında ağaçların havanın temizliğinde ne kadar önemli olduğunu bir daha hatırlatmıyor mu bu foto?Onun için mümkün olduğu kadar ağaçları koruyalım mümkünse dikelim arkadaşlar!
Başka bir şey demiyorum ve sizi aşağıdaki haberle başbaşa bırakıyorum:

"TEMA SIZIN ICIN 9 AGACI UCRETSIZ DIKIYOR... Herhangi bir ücret ödemiyorsunuz.Bir insanin yıllık gazete, dergi, kürdan, kırtasiye vesaire ihtiyaçlari için tam 7 agac kullaniliyor. Yani düsünün her birimiz yilda 7 agaci tuketiyoruz! Sizin icin 7 degil tam 9 tane mese ağacı dikilecek... ve ÜCRETSİZ. Siz de kendi adiniza kampanyaya destek olmak için Siteye giriyorsunuz...Sol altta projeye destek butonuna tikliyorsunuz. Formu doldurup yolluyorsunuz. Sponsor firmalardan 20 adet sms geliyor size... Isterseniz mesajlari okumadan siliyorsunuz. www.smsmese.orgFormu dolduran herkes icin 9 mese dikiliyor. Toplam 100 milyon SMS'e ulasmak gerekiyor... Ayvalik, Antalya, Datca... Türkiye İçin 100 Milyon MesajTEMA Vakfı, ozyasar.NET arasında imzalanan protokolle, TEMA Vakfı’nın 1998 yılından bu yana Çevre ve Orman Bakanlığı işbirliği ile sürdürdüğü 10 Milyar Meşe Projesi çerçevesinde meşe tohumlarını toprakla buluşturacak “Türkiye için 100 milyon mesaj” kampanyası başlatılmıştır. Proje çerçevesinde herhangi bir ücret ödemeksizin adınıza 20 sms reklam gönderilmesine izin verdiğiniz takdirde, adınıza 9 meşe tohumu toprakla buluşturulacaktır. Türkiye de ilk defa uygulanan hedef kitle temelli Türkiye İçin 100 Milyon Mesaj Projesi’nde amaç yüksek katılım sağlanması ve reklam verecek sponsorlar ile meşe tohumlarının ekimi için gerekli desteğin teminidir.Bu projede ozyasar.NET, TEMA Vakfı ile arasında imzalanan protokol gereğince bağışçıdır. TEMA Vakfı tüzel kişiliğinin protokolde geçen işbirliği sınırları dışında; www.qsms.net web sitesi ile ilgili herhangi bir hukuki ilişkisi yoktur. TEMA Vakfının bu web sitesi veya sahipleri ile herhangi bir ortaklığı yoktur. Projedeki tüm çalışmalar TEMA tarafından sürekli denetlenmektedir. "

25 Ağustos 2007 Cumartesi

Now Public'te yayınlanan 2 fotom:)


Hiyaaaa ! Now Public ( yada başka adıyla : kitlelerin mediası olarak tanınan ) , ve değişik insanların hikaye, foto ve video paylaşımı yaptığı bir haber sitesinde iki fotom yayınlandı:)
Linklerine buradan ulaşabilirsiniz.Sayfadaki nickim flickr nickim ile aynı : marielito:

24 Ağustos 2007 Cuma

Şehir yalnızlığı

Daha fazla mesai, daha fazla toplantılar, daha fazla dopdolu ajandalar.Daha fazla kariyer planları ,geleceğe dair daha fazla stres , iş arkadaşları arasında daha fazla kıskançlık.Daha fazla entrika , daha fazla güvensizlik, daha fazla üzüntü.Daha fazla iptal edilen görüşmeler,daha fazla geciktirilmiş ziyaretler.Daha fazla uykusuzluk,daha fazla gevşeme.
Daha az sakinlik , daha az huzur, daha az gülümsemeler.Daha az konuşmalar, daha az eğlence,daha az paylaşılacak şeyler.Daha az rahat davranışlar , daha az adanma isteği, daha az sıcaklık.
Daha az detay isteği,daha fazla geçici noktalara odaklanma.Daha az ilgi , daha fazla ani şeylere koşuşturma.Daha az dinleme isteği, daha fazla kaçma hissi.Daha az insanlara katılma isteği , daha fazla kendine kapanmalar.
Bugünkü şehir hayatının sembolü izolasyon,yüzeysellik ve ilgisizliğin bir sentezidir.Hepsi beraber şu kaçınılmaz yalnızlığa yol açıyorlar.
Şehir yalnızlığına.

16 Ağustos 2007 Perşembe

Dokular üzerinde bir yazı!

art of decay

Fotolarımdan anlamış olmalısınız:) Dokulara hastayım!Her zaman çok dikkatimi çekmişler.

Wikipedian anlatımına göre: Dokular, objelerin dış yüzeylerinden , dokunma hisi ile algılanan /yaratılan özelliklere bağlıdır.
Ama bence ondan bundan daha fazladır.Şahsen onları "Hatıralar Kabukları" olarak tanımlıyorum.Başka bir şekilde düşünmem mümkün değil.Çünkü bana göre dokular bütün senelerin izlerini ve hatıralarını taşıyorlar.Bütün kokuları.Bütün titreyişleri.Bütün çatlamaları.
Kuklaları ile oynayan küçük bir kızın el izini , bazı küçük futbol oynayan çocukların duvara fırlattıkları topun izleri , iki aşıkların ilk isim harflerinin oyması , bir kadının boynunun kadifemsi dokuları , tutkuyla sarılan iki vücudun titreyişi , bir dansçının ayaklarının titremesini , dikkatsizce ama o kadar da duygulu yazılan bir yazının gölgelerini , "baş başa" olan bir dayanışmanın sinerjisini taşıyorlar...Ve bütün bu çeşitli ve yırtılmış tabakalar , renkler zamanın temsilcisi gibiler , her birisi başka bir karaktere, başka bir duruma aittir.Ve bütün doku da bu dinamiğin bir sintezi gibidir.
Harika değiller mi gerçekten?

9 Ağustos 2007 Perşembe

Paradokslar (2006)


Henüz yeni bulduğun ve nasıl olsa sana ait olmayan değerli bir şeyi/birisini kaybetmek , onu gene bir süre sonra gene sana ait değilken bulmak çok acı bir şeydir.
Ama nedense anlamsız bir sevinç ruhunu dolduruyor , ve de ne yazık ki aynı zamanda mütemadyen endişe onu tüm zaman boyunca bomboş bir mağaraya çeviriyor.Kaybetmenin acısı ve yeniden bulmanın mutluluğu. Birbirlerine ne kadar uzak ,ama ne kadar da yakınlar. Insan başka özel bir anı , başka şanslı bir rastlantıyı beklemekten başka ne yapabilir?

2 Ağustos 2007 Perşembe

Yeni bir safarimiz sona erdi..

Gene harika bir safariyi geride bıraktık.Bu sefer 60 küsür kişiden oluşan bir grupla (Istanbul ve Ankaradan üyelerin katılımıyla) gene eski Istanbulun kapılarını araladık.
Gene çok keyifli, bol eğlenceli, güzel anıları dolu olan bir geziydi bu.Muhteşem grubumuzla her zaman ki gibi sadece fotoğraf çekmenin keyfini çıkarmadık, daimi çay/kahve ritüellerini de yerine getirdik elbette.Ve tabii ki de gene rastlayabileceğimiz en güzel yerlerde oturduk.Bu konuda çok şanslı olduğumuzu söylemeliyim:)
Bu sefer Suleymaniyede harika bir kafe bulduk , Haliçi oradan gerçekten de elinizin altında almışsınız gibi hissetmemek mümkün değil.İşte size bunu kanıtı: )
http://www.flickr.com/photos/t-h-s/954371563/
Adı tabii ki de Haliç Kafe idi: D
Planda rotamız sadece Balat idi ama biz önce Eminönünde buluştuk ve yürüyüş partizanları olarak yürümeye karar verdik:) İyi de ettik...Böylece Eminönü,Suleymaniye,Unkapanı,Cibali,Balatı gezmiş olduk.Saatlerce rengarenk bir insan,kültür,renk,tarzlar mozaiğinde dolaştık durduk.
Tabii ki burada bitmedi.Safariden sonra keyif durağımız bu sefer Galata köprüsünün altı oldu.Güzel , bol sohbetli bir yemekten sonra, halen enerjisi kalan 15-20 kişilik grupta kendini küçük, 90' lı senelerin o naif bar atmosferini yaşatan Eloy adlı , Beyoğlu sokaklarında bulunan barda son enerji pillerimizi harcadık:)
Şimdiden yeni buluşmamızı dört gözle bekliyorum:)






18 Temmuz 2007 Çarşamba

Kırık düşler bulvarı

Karanlıkta yapayalnız yürüyorum.Her şey katranlı bir maskeyle kaplanmış gibi.
Ağaçlar bağırıyormuş gibi duran çıplak boşluklarında ürkütücü görünüyorlar..Ümitsizce yukarıya doğru uzanan dalları , kendileri de tespit edemediği,tanımadığı,görmediği bir yere doğru yalvarıyormuşçasına duruyorlar...
Sayısız bulutlar , pusu kuran bir volkana benzeyen , sıkıntılı gökte hücum ediyorlar.
Bu nefes daraltıcı durumdan bir an evvel kurtulabilmek için daha da hızlı yürümeye başlıyorum , ama ortaya çıkan kap kalın bir duvar , o kadar ani bir karşılaşma olur ki ona çarpmaktan başka elimden bir şey gelmiyor.
Kafamı dönüp ona bakıyorum..Tüm duvarın fotoğraflarla dolu olduğunu görmekten de kendimi şaşırmaktan alıkoyamıyorum.Gözlerimin önünden benim ve hayatımın çeşitli imajları geçiyor.Her bir tanesinin kendisine özgü pişmanlıkları ve hüzünlüğüyle.Her bir tanesi acılı izlerini bırakarak.Her biri kalbimi kanatırcasına kazarak...
Unutulmuş simaları , aklımdan çıkan anları , içe bastırılmış hayal kırıklıkları , gizlenmiş heyecanları , anlamsız bir şekilde olsa da bile , hiç bir zaman gerçekleşmemişse de bile ümitli bekleyişleri fark ediyorum.Bu hisleri bu şekilde sergilendiğini görmek ne kadar da garip bir durum!Bunların hepsinin kısır ümitlere dönüştüğünü bilmek de ne kadar hüzünlü bir şey...Hiç bir şey bu tahrip edici melankoli durumdan fazla uzanmamıştır!

-Bugün bir elma yedim , ama içinde bir solucan bile bulamadım..Keşke bulsaydım!En azından bu bir değişiklik olacaktı , sıkıntı denizden serinletici ,yeni bir dalga gibi olacaktı...Ama bu mümkün değildir!Daimi boşluk hüküm etmeye devam edecek!

Ruhumun yeraltı şehrinde olan bu gezinti , beni ölümüne yordu.Beni yukarıya kaldıracak bir asansöra ihtiyacım var!Çünkü başka bir bulvarda gezmek istiyorum artık!

17 Temmuz 2007 Salı

En sevdiğiniz deyimlerinizi paylaşın!


En sevdiğim deyimlerden biri Pablo Nerudaya aittir:

Gülüşün bir kelebek uçuşu kadar narin...

Ya sizin var mı çok sevdiğiniz ?Paylaşırsanız sevinirim!

10 Temmuz 2007 Salı

Anket..

Fotodaki sarhoşu bulun:)

6 Temmuz 2007 Cuma

Arnavutluktan ilginç manzaralar...

Arnavutlukta idim arkadaşlar.Geçen hafta döndüm.Ondan uğrayamadım buraya.
Huzurlarınızda evime çok yakın olan bir binanın fotosunu getiriyorum.Evini birkaç metre kare büyütmenin bir yolunu burada görebilirsiniz:)

16 Haziran 2007 Cumartesi

Nefes nefese

Tepside görkemli görkemli yatıyorlar.Derileri halen harika bir şekilde parlıyor.Kim bilir ne kadar güzel yansımıştır bu kadar güzel kırmızı, oranj renkl derisi değişik sularda!
Vücutlarında halen hayat izleri gözlemleyebilirsin.Sulardaki o hızlı dalışlarını , zarif hareketlerinden kaynaklanan suların titremesini , ve en harika sirenlerini kıskandırmak istermişçesine kuyruklarını cilveli oynatmasını halen hayal edebilirsin!
Kim bilir kaç deniz ve okyanusu geçmişler , kaç değişik sularda yüzmüşler , kaç batmış medeniyetlerden, şehirlerden geçmişler?Kim bilir hangi sualtı sırları , yansımaları ile karşılaşmışlar??
Cam parçalarına benzeyen gözleri halen parlıyor...Öyle kocaman açılmış halleriyle sanki bir mesaj vermek istiyorlar.Belki de son anı anlatmak isterler , o affetmez bir şekilde hızlı olan bir çengelden kaynaklanan o son bayılma anını...sonra da hemen gelen nefes darlığı ve boş çarpınmalar.Ümitsiz dualara benzer bu son çarpınmalar, gidecek bir yeri , kendilerini duyuracağı kimse yok! Gözlerinde felaketin neredeyse korkunç bir odaklanması var.
Ve ağızları , onlar için ne diyeceksiniz?O kadar gürültülü , tüyler ürpertici bir şekilde açılan ağızlarına ne diyeceksiniz?
Bu yarıda kalan çığlığın , yolun ortasında durdurulan haykırmanın önünde Munch'un "Çığlık" karakteri ne dir ki?
Bu ortada kalmak istemeyen hayatın çığlığıdır , kum saati durmuş bir hayatın çığlığıdır , kendi isteği olmadan bu dünyadan kopan hayatın çığlığıdır.
Ayrıca hayatın kapanmasından önceki son isteğidir: neşenin havasını çekmek , heyecanın sıcaklığını hissetmek , kendisiyle son kez sarhoş olmak..
Bu hikayeyi yazmama neden olan arkadaşım Burak'a harika fotosu için çok teşekkürler!
Burakın flickr'daki sitesi: http://www.flickr.com/photos/burakyilmaz61


7 Haziran 2007 Perşembe

Ben kötü bir resamım.Kimin umrunda:)?

Hayatım boyunca çizim konusunda bir felaket idim.Arkadaşlarımın çizimlerine bayılıyordum ama sıra bana gelince o kadar stres ederdim ki ellerim ter içinde kalırdı:(
Onun için geçenlerde bir fotomdan çok etkilenmiş olup onu bir yeni çizeceği projesinde kullanabilmek için izin isteyen bir ressamın mailini alınca ne kadar duyduğumu anlıyorsunuzdur sanırım.Tabii ki kabul ettim ve gerçekten nasıl bir şey ortaya çıktığını görünce çok hoşuma gitti.
Tamam ressam olarak korkunç olabilirim , ama en azından resimimle bir ressamın dikkatini çekebildim:)
Aşağıda yukarıdaki resmimden etkilenerek çizilen tablonun linkine tıklayarak , tabloya ulaşabilirsiniz:
www.ebsqart.com/Artists/cmd_4251_profile_shows__1_4_G.htm

4 Haziran 2007 Pazartesi

Dayanılmaz tercih : Bir amatör olmak!

Hepimizin bir tercihidir bu : Bir amatör olmak. Bunu beğendiğimiz için mi yapıyoruz?Tabii ki de hayır ama gene de daha güvenli, daha kolay, daha ulaşılır,daha rahat,daha mantıklı ve zekicedir onu seçmek.Risk taşımıyor.Profesyonalizmin stresinden uzaktadır.Prestiji kaybetme korkusundan uzaktadır.
Amatör olmak size transparan bir sığınağı sağlıyor.Bütün eksikliklerinizi, komplekslerinizi, güvensizliklerinizi gizleyebileceğiniz bir sığınaktır bu.Çok rahat ve pratiktir, gittiğiniz her yere taşıyabilirsiniz onu.Aynı zamanda çok da modadır.
Bu günlerde herkes bir şeyde amatör olmuş durumda.Ben bunları iki gruba ayırıyorum:
1.Bu durumun farkında olup , onu bir güvenlik metodu olarak kullanmayanlar.
2.Kendilerini , amatörlüğün güvenli çerçevesinde gizleyenler.

Kendini bir amatör olarak lanse etmek , tertemiz bir gizlenme stratejisidir.Ona başka bir deyişle şöyle de diyebiliriz:Eksikliklerimizin transparan kamufle edilme ve düzeltilme sanatı..
Tamam , belki bu size biraz sert bir tanım gibi gelmiş olabilir, ama eğer biraz üstünde durur ve düşünürsek yukarıdaki deyiminin ne demek istediğini anlayacaksınız...
Bende bir amatörüm.Fotoğrafçılık,sinema,dans,yaratıcı yazı alanlarında amatörlük sürecindeyim.
Ama kabul etmem lazım ki kendime bu etiketi koymaktan bazen rahatsızlık duyuyorum .Prrofesyonel olarak çağrılmak istediğimden değil , sadece yukarıdaki nedenlerdendir rahatsızlığım.Çünkü sanki yolun başında olduğumu kabul etmemek için en kolay yolu seçiyormuşum gibi geliyor.
Sanırım kendisini geliştirmek isteyen herkes şunu kabul etmeli!Bazen hayal kırıklığına da neden olsa bile kendimizi geliştirmek açısından en iyi ilham kaynağı olacaktır!Zordur , ama buna değer!!!

31 Mayıs 2007 Perşembe

Sonetler

Bugün sizlere zamanında ne yazık ki çok az tanınan ve değeri az bilinen , çok sevdiğim bir amerikalı şairin, E.E.Cummings'ten bir şiir getiriyorum.Umarım beğenirsiniz, ben çok seviyorum;

SONELER-Gerçekler

VII

Bayılırım bedenime,birlikteyken
o senin
bedeninle.Bu öylesine yepyeni
bir şey ki.
Kaslar daha iri ve sinirler
daha da.
bayılırım bedenine.
bayılırım onun her yaptığına,
bayılırım nasıllarına.Bayılırım duyumsamaya belkemiğini
Bedenini ve kemiklerini ve
titreyen
-diri pürüzsüzlüğünü
ve ben onları
tekrar ve tekrar ve tekrar
öpeceğim,bayılırım
öpmeye şuranı buranı,
bayılırım ,usulca
okşayan ,sarsıcı tüylerine
kıvıl kürkünün ve her
neyse çıkıp
gelen ayrılarak tenden…..
Ve iri aşk-kırıntısı gözlere

Ve belki de bayılırım
titreyişine
altımda senin öylesine yepyeni…....

E.E.CUMMİNGS

26 Mayıs 2007 Cumartesi

Sorunsal..

Bu aralar blogcular arasında bir auto-rapörtaj furyası başlamış durumda.Bana da attılar..Bu auto-rapörtajı paylaşmak istedim sizinle.

1.Sizin için mutluluk ne dir?
-Gerçekten multu olduğum anı hissetmek , bunu zaman geçtikten sonra farkına varmamak.
2.Sabahleyin sizi kaldıran ne dir?
-Büyük bir enerjiyle uyanan insanlardan olmayı çok isterdim ama ne yazık ki şu ana kadar hiç öyle olamadım.Kendime en çok kızdığım konulardan biridir zaten.O nedenle beni sabah kaldıran , sinirli bir şekilde hemen kapattığım cep telefonu zilidir.
3.En son ne zaman güldünüz?
- Bu sabah komik bir maili okurken.
4.Karakterinin en baskın özelliği nedir?
-İstikrarlı davranışlarım
5.En büyük eksikliğiniz?
-Konsantre olmamak,sabırsızlık,mükemmeliyetçilik.
6.Hangi hatalar konusunda daha toleranslı davranıyorsunuz?
-Mantıklı bir açıklaması olan hatalar konusunda.
7.Hangi tarihi kişi/yüz sende iz bırakmış?
-Rönesans sürecinin başlamasına neden olan "Humanisma" harekatı.
8.Bugünki kahramanlarınız kim dir?
- Korkmadan ve üçkağıt yapmadan hayallerinin peşine gidenler .
9.En sevdiğiniz seyahatınız hangisi oldu?
-Daha yapmadım ama sanırım Prag ve Uzak Doğu olacaktır.
10.En sevdiğiniz yazarlar?
-Hugo,Hesse,Bukowski,Hegel,Bierce,Kafka,Coelho,Murathan Mungan,Camus v.b, vb
11.Bir erkekte en çok değer verdiğiniz özellikler?
-Hislerinde ve seçimlerindeki istikrar.
12.Ya bir bayanda?
-Çıkarları yüzünden abartılı gurur ve hesap sormalar gibi basit durumları kullanmadan feminilitesini gösterebilmesi.
13. Sevdiğiniz kompozisyen?
-Yenilerden çok var sayamam.Ama klasiklerden Schubert (Özellikle "Piano Trio in E flat çalışması), Mozart,Bethoveen,Bach vb..
15.Sizde iz bırakan kitap?
-Bu çok zor bir soru.O kadar çok ki..Ama sevdiğim yazarlar belki size tahmin etmek için yardımcı olabilir:)
16.Sizde iz bırakan filmler?
-Fellini,Suzuki,Von Trier,Bergman,Herzog ve şu anda aklıma gelmeyen bir sürü yönetmenlerin filmleri.
17.En sevdiğiniz ressam?
-Dali,Caravaggio,Klimt,Munch,Buza ailesi(arnavut bunlar)
18.En sevdiğiniz renk/ler?
-Marin mavisi, yeşil,turkuaz,kırmızı,mor.
19.En büyük başarınız olarak ne görüyorsunuz?
-Hiç bir durumdan,halden,baskıdan etkilenmeden her zaman seçimlerime sahip çıkıp, onlardan asla vaz geçmemem.
20.En sevdiğiniz içecek/içki?
- Su, su ,su..Suyla hiç bir şeyi değişmem.Onun yokluğunda taze sıkılmış meyve suyu özellikle de nar suyu.Aaa illa alkol olacaksa az kırmızı şarap yada vişneli votka derim.
21.Yapmaktan en çok pişman olduğunuz şey?
- Doğru olmayan kişilerde zamanında , harcadığım manevi enerji.
22.En çok nefret ettiğiniz şey?
-İki yüzlülük, görmemiş insanların belirli bir yere geldikten sonraki davranışları , kötü niyetle kıskananlar, bayağılık.
23.En çok nelerden zevk alıyorsunuz?
-Olmadı şimdi.Sorulur mu bu yaw? Fotoğrafffffffff çekmek.Onun dışında sinema,dans etmek.Kiraatçılarla zaman geçirmek:))))
24.En büyük fobiniz:
-Akrepler.Ev değiştirmişliğim var onların yüzünden:)
25.Ne zaman yalan söylemeye yeltenirsiniz?
-Karşımdakinin ne söylersem söyleyim duymak ,anlamakyada inanmak istemediği zaman, her şeye çok nai bakan insanları kırmak istemediğim zaman, biraz daha uyumak istediğim zaman :))
26. Nasıl ölmek isterdiniz?
- Korkunç bir şekilde olmasını istemem tabii de , öldüğümü anlamadan da ölmek istemem yani.Onun için uyurken ölmek istemem.
27.Şuan anki ruhsal haliniz?
Denizde bir sandala benzer: Salantılı:)

25 Mayıs 2007 Cuma

Yaşasın aşk!

Nasıl mi oldu???
Ben de bilmiyorum…Ne kadar zaman geçse de anlayamayacağım…
Bulunduğum o sonsuz boşlukta , bomboş olmaktan kendi duvarları arasında eko yaratan o boş ve kendisinden dahi kaçan benliğim , o her şeyden uzaklaşan ve her kalabalığın içinde yapayalnız olan ,her şeye uyan ama aslında içinde hiçbir şeyi barındırmayan o kaçak ruhum acaba böyle onu bu kadar sarsacak ,uyuşukluğunu bozacak ve her şeyden çekilmesine bir son verecek olan bir şeyin varlığından hiç haberdar mıydı?
Hayır hiç de değil…..
Her zamanki gibi köşesine çekilmiş,koyulmuş kurallara ve alışılmış olan her şeye ilgisiz bir şekilde devam etmeye bakarken,ve aynı zamanda bu alışılmışlıkla içinden dalga geçerken,o alışılmışlığın içinden ona resmen tokat atacak bir anın geleceğinden çok habersizdi…
Böyle bir şeyin olmasını beklemezken hatta böyle heyecanlara gülerken,her zamanki gibi alışılmış ve sıkılgan davranışlarıma sığınmaya çalışırken , ben hiç böyle bir tatlı tokadı yiyeceğimi düşünmemiştim…


Basit bir çift göz buluşması yetti buna.
Bir şarkı var : “Yağmur kraliçesi güneşi düşlüyor”diye , ben de şimdi düşünüyorum ki acaba buz ateşi düşler mi?
Bence evet…
Buz tutmuş bütün benliğim aniden sıcacık bir rüzgarın atkısıyla örtülmüştü…Bu rüzgar onu uyuşmuştu.İçimdeki buz bu sıcaklığa kendisini o kadar çok kaptırmış ki onunla bir olmaya karar vermiş ve böylece erimeye başlamış.Sanki her zaman öyleymiş gibi !
Aniden bütün alışılmış sıkıcı gerçekler duman gibi uzaklaşmaya başladı,hayat vardı artık içimde akan.
Kalbim , biraz korkakça içimde yeniden atıp içimi titretmeyi başladı…
Her tarafımın parladığını hissediyordum.Tabii çünkü benim için gök çok yakındı artık…
Kalbimin,beynimin,gözümün tek bir odağı vardı artık : O
Biraz utanarak,biraz çekinerek ama gene de durmaksızın O’na bakıyordum..
Ne kadar ilginçtir ki bu bomboş ruh için artık O sanki her zaman var olmuş bir şeydir ….O hep varmış aslında…
Kalabalığın içinde kendimi yapayalnız hissederken bile içimdeki ışığı söndürmeyen Oymuş meğerse…
Hey aşk , Sen ki insanların ruhunu yücelten,benliğine ışık saçan ,kalbine hayat veren,içini ve dışını güzelleştiren en güzel , en gerçek ,en samimi,en saf,en özel duygusun bu dünyada…
Sen yaşa aşk , yaşa !!!



24 Mayıs 2007 Perşembe

Ona kadın olması için bir neden ver!

1-Onu gerçekten öyle birisi imiş gibi hissetirerek
2-Onu kadınlığından utanç duymamasını sağlayarak
3-Ona vurmayarak
4-Annelik döneminde ona yardımcı olarak
5-Onun ruhuna giren anahtarlarını bularak
6-Ona dikkatle dinleyerek
7-Ona sadece bir şehvet objesi imişçesine bakmayarak
8-Kimliğini çekinmeden ortaya çıkarmasına yardım ederek
9-Onu algılamaya çalışarak
10-Onu severek
Yukarıdaki listeyi eksiksiz yerine getirebilecek ideal erkek nerede?:)

23 Mayıs 2007 Çarşamba

Blogda bir sene!

Merhaba arkadaşlar fuar yoğunluğu nedeniyle bu aralar pek giremiyorum bloga...
Ama bugün iki satır da olsa yazmak istedim.Mayıs ayında blogum 1 yaşını doldurdu.Bir senedir aranızdayım ve bu gerçekten güzeldir bu blog sayesinde çok ilginç insanlarla tanıştım sanal olarak olsa da bile...
İyi ki varsınız diyorum ve her konuda yorumlarınızı bekliyorum:)

10 Mayıs 2007 Perşembe

Güzelliğin gücü

Hepimizin güzellikten ne kadar büyülendiğimizi görmek şaşırtıcı değilmi?Buna herkes dahildir, rahat insanlar, cana yakın insanlar , somurtkanlar, havalı insanlar..Yani her insan güzellikten anlamadan etkinleniyor.İlgi göstermiyormuş gibi duran snoplar bile ondan fazlasıyla etkilenmiş durumdalar.Onlara gerçekten de gülüyorum, güzel bir şey gördüğünde bir şey göstermemeye çalışma çabalarına, yazık onlara !Hiç bir zaman güzel bir şeyi kabul etmekten çekinmedim , ve onun varlığının bana verdiği bütün neşeyi sonuna kadar farkına vardım.
AMA! Evet her zamanki gibi aması var:) Güzelliği sevin,tadına varın ,etkisiyle sersemleyin de ama onu hayatınızın anlamı olmasına izin vermeyin , ona tapınmayın!
Çünkü hepimiz biliyoruz ki , herşey bir imajdan ibarettir!

9 Mayıs 2007 Çarşamba

Eski bir melodi

Karanlık inmeye başlamıştı şehire.Gök , yeni duran yağmurdan ve belki de gizlenmiş alev kırmızısı , batmak üzere olan ve pencereye sıkıcı bir şekilde yansıtan güneşten dolayı ilginç bir renge bürünmüş.Oda kokulu mumlardan misk ve amber kokusuyla dolmuş.Buruşup , yırtılmış kağıtlarla doluydu.Greta yazmaya devam ediyordu. "ONA" yazıyordu.
Aniden sinirli bir şekilde güldü kendi kendine.Nasıl olurdu da çok önemli birisiymiş , adını büyük harflerle yazıyordu?
Onunla rastgele bazı iş arkadaşlarıyla beraberken tanışmıştı.Rahat olması,davranışlarındaki esnekliği , konuşmasındaki ve genel olarak davranışlarındaki empatikliğinden etkilenmişti.Herhalde karşı taraf da aynı elektriği almış olmalıydı ki tanıştıktan kısa bir süre sonra çıkmaya başlamışlardı.İlişkileri enerjik,dolu düzgün ve tutku dolu gidiyordu.Belki aralarında oluşan harika kimyadan dolayı , birbirlerine karşı müthiş duygular besliyorlardı.
Greta için bu bir mucize gibi idi, eskiden hiç böyle hisetmemiş, başkasına karşı böyle bir sevgiyi, ilgiyi,her anın paylaşımın ihtiyacını,yada kendini başkasına aitmişlik duygularını ilk kez yaşıyordu.Hep abartılmış,"batık gözlü" ilişkilere karşı olmuştu,ama bu böyle bir şey değildi , idare edilemez,sınırlanamaz,dikkatlice ve özel stratejilerle durdurulamaz , onu tamamen kendisine çeken bir şeydi.
Böyle hissetiğinden,Greta kendini tamamen bu ilginç rastlantının dalgalarına bırakıvermişti.Başlangıçta her şey güzel ve özeldi,ve böylede devam edecekti,arkadaşının davranışları değişikliğe uğramış olmasaydı.Sevgilisi aniden çok sert,değişmez kuralcı ,egosantrik istekleri ve çok ciddi seçimleri olan bir insana dönüşmüştü.Aniden Gretanın empatisi ve anlayışı, ilişkilerindeki şartsız olarak herş şeye uyum sağlaması ona mükkemel bir şekilde programlanmış , dakik hayatında ağır bir yük gibi gelmeye başlamıştı.Bu nedenlerle onun gözlerinde Greta pırıltısını kaybetmişti.Bunu da Gretaya yorgun ve zorlanmış bazı idafedelerle göstermişti.
Böyle bir durumla Gretanın ilk yüzleşmesi çok ağır , soğuk ve acı olmuştu.Kendisine ve ona karşı bir iğrenmeye yol açmıştı.Bu durum çok uzun sürmüş ve Gretaya zorlayıcı bir boşluk ve işkenceyi yaşatmıştı.O süreçten sonra Greta kendi duygularında total bir boşalma yaşamıştı.Bu kendisine ve ona karşı duyduğu iğrenmeye karşı bir cevapmış gibi.
Çok ağır ödediği bir dersi alıp , gene başlangıç noktasına dönmüştü.
Bu ilişkiyi kurtarmak için o kadar şey yaptığını gören sevgilisini de çok şaşırtarak onu , ona hiç bir şey demeden terketmişti.
Yinede bu gece , odada yalnız otururken aniden ona bir şeyler yazmak istediğini hissetmişti.Bu onun terketme nedenini ve onların ani ayrılışını açıklayan bir mektup değildi , bir intikam mektubu da değildi, aslında bakarsan çok basit bir mektuptu.
Belki de bir mektup değildi.Belki de bu Gretanın , başkalarından ziyade daha çok kendisine ifade etmek istediklerini aktarmasıydı.Bu belki de sadece bir meditasyondu.
Karışık düşüncelerin ağı , aniden Billy Holiday'n "Yalnızlık" şarkısının altında sallanmıştı.
O an sanki uzaktan çok alçak ,eskimiş bir ses duydu gibi hissetti, belki de uzun zamandır kendisinin içinde bastırdığı bir ses...
Sonra acı acı gülümsedi çünkü bu sesin ne olduğunu anlamıştı.Şu anda bilinçi yada bilinçsiz ama çok kararlı olarak kaçmaya çalıştığı şeydi...
- Aşk ;_ diye düşündü.- Bu eski , artık unutulmuş melodi .Gelecekteki seçimlerinin en sonunda koyulmaya mahkum olan...