kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Eylül 2007 Salı

Koku..

Güzel fotosuyla hikayeme renk katan arkadaşım Şifa Barlas'a çok teşekkürler (flickr adresi :http://www.flickr.com/photos/74944580@N00)


Dopdolu olan bir zambağın polenlerin kokusu, bir ağaç kabuğunun muskla karışık olan aroması , kayanın üzerinde olan bir fosilin burun delici havası , bir kül parçasının yanık kokusu.. Bunların hepsi de değişik bir şekilde dikkat çekicidir.Bu kokulara bir de insan profilini , insan ruhunun esansını ve insan kalbinin gözeneklerinin dokularını eklediğinizi düşünün ve işte böylece bir insanın aurasını yaratmış oluyorsunuz.Bir ruhunun kimyasına doğru sizi götüren en harika rehber...Size de , böylece sadece bu ruha doğru seyahat etmek kalır.
Aniden kapı açılır ve bütün oda senin kokunla doluyor.Odanın her köşesi onu sanki garip bir hızla emer gibi.Ekşi bir tazeliği olan ve sanki tüm bir ormanın esrarengizliğini taşıyan bir çam kokusudur bu.Odadaki hava bir anda bir telmişçesine gerginleşiyor.Başka hiç bir koku cereyan etmiyor , hiç başka bir esintinin izi yok , her yerde senin kokunun hakimiyeti var.
İşte benim yolculuğum burada başlıyor.Zalimce çekici olan o yolculuk , o kapalı gözlerle yapılan hislerimin takibi.Bütün duyularım ; bu kokunun onlara verdiği sevinçle kontrolden çıkmış bir hızla özgürce sarhoş gibi dolaşıyorlar, bu mutlu trans denizinde yüzüyorlar.
Şu anda onları frenleyen tek bir neden vardır ; bu kokunun her damlasını tutmak, her notunu gizlice hapsetmek , her nüansını fanatikçe gizlemek ve bunu da ruhumun kilerinin derinliklerinde sıkıştırmak!
Sonra da bununla , zor saatlerimde,senin özleminle dolu olan saatlerimde yeniden göz göze geleceğim , yokluğunun verdiği hummaları durdurmak için bu kokuya yeniden ihtiyacım olacak...
Nefes alamıyorum ..artık değil..Senin kokunla doluyum...Aslında bundan şikayetçi filan da değilim.Ondan bir tanecik damla bile bırakmak istemiyorum.
Beni şoke ediyor, onu koklayınca kafayı buluyorum , beni titretiyor , bana çok ilginç şeyler yaptırıyor ve fakat onun bir zerresinden bile vaazgeçemiyorum.
Artık kokun daha da yoğun hissediliyor...Bana çok yakın olmalısın, herhalde yazı masama kadar gelmişsindir.Kokunun muzaffer savurmasının neden olduğu nefes darlığımdan patlayacak gibi oluyorum.Evet şimdi masamdan geçiyorsun ve bana merhaba demeye yaklaşıyorsun.Belki 5 , en fazla 7 adımdır bizi artık ayıran.Sen benimle selamlaşmaya geliyorsun , ben artık bunu biliyorum.Rahat tavırlarınla , her zamanki babacan davranışlarınla yaklaşıyorsun.
Sen bu kadar yakınsın!
Ama ben kafamı çevirmeye korkuyorum. Çünkü seni görünce , hep yaptığım, o durdurulamaz sevinçten kaynaklanan o spontan tavırlarımı sergilemekten korkuyorum.Bunları yapacağımı biliyorum , hep aynı şekilde davranıyorum çünkü.Parlak gözlü bir gülümseyiş, saçma sapan ve güya "naber dostum" der gibi bir el hareketi , babacan bir konuşma..işte herzaman yaptıklarım bunlardır seni gördüğüm zaman.Kim bilir bunlar ne kadar salakça gözüküyor.Bunları düşünmek bile kalbimi dondurmaya yetiyor.
Onun için etrafımda neler olduğunu görmemek için olağanüstü çaba sarfediyorum.Hatta nefes bile almamaya çalışıyorum.Sonuçta her şeye neden olan da odur...Hızlı bir şekilde bilgisayarda bir şeyler yazıyor gibi yapıyorum.Klavye , kontrolünü kaybetmiş olan parmaklarım karşısında , bazı soluk feryatlar çıkartıyor. Bu ses , az da olsa beni rahatlatıyor.En azından gözlerimi karartıp , etrafımdan az da olsa kopmamı sağlıyor.
Aniden sırtımda bir elin dokunuşunu hissediyorum.Kafamı güya tembel bir şekilde çevirip , mimiğime en yavaş hareketleri , tepkilerime bir kaplumbağa ritmi vermey çalışıyorum..
Sen beni her zamanki gibi selamlıyorsun, ama bu sefer ilginç bir canlılıkla , gözünde parlayan bir ışıkla.Reflekslerimi tutmaya çalışmaktan zaten bitap düşen beynimin işini , daha da zorlaştıran rahatsız edici bir bakışla bana bakmaya devam ediyorsun.
Beni bu gece vereceğin partiye davet ediyorsun.Bana evet yada hayır deme fırsatı vermeden kaçıp beni daha da karışık bir kafayla burakıveriyorsun.
-Hay Allah parti adresini bile vermedi-diye düşünüyorum - ki o sırada masada duran ve üstünde "iki kişilk davet" yazan bir kutuyu görüyorum.
Şaşkın bir halde kutuyu açıyorum ve içinde asla görmeyi aklımdan bile geçirmediğim şeyi görüyorum: Benim kullandığım parfümü!
-Sen benim parfümümü nerden biliyorsun ki?, - diye düşünüyorum.
Şişeyi çevirince arkada bir not buluyorum : Sezgilerini ve duygularını takip et!Onlar seni yanlış adrese götürmezler!

Gülümsüyorum... Adımlarımı artık rastgele atmayacağımdan emin olduğum yepyeni bir yolculuğa çıkıyorum..












18 Temmuz 2007 Çarşamba

Kırık düşler bulvarı

Karanlıkta yapayalnız yürüyorum.Her şey katranlı bir maskeyle kaplanmış gibi.
Ağaçlar bağırıyormuş gibi duran çıplak boşluklarında ürkütücü görünüyorlar..Ümitsizce yukarıya doğru uzanan dalları , kendileri de tespit edemediği,tanımadığı,görmediği bir yere doğru yalvarıyormuşçasına duruyorlar...
Sayısız bulutlar , pusu kuran bir volkana benzeyen , sıkıntılı gökte hücum ediyorlar.
Bu nefes daraltıcı durumdan bir an evvel kurtulabilmek için daha da hızlı yürümeye başlıyorum , ama ortaya çıkan kap kalın bir duvar , o kadar ani bir karşılaşma olur ki ona çarpmaktan başka elimden bir şey gelmiyor.
Kafamı dönüp ona bakıyorum..Tüm duvarın fotoğraflarla dolu olduğunu görmekten de kendimi şaşırmaktan alıkoyamıyorum.Gözlerimin önünden benim ve hayatımın çeşitli imajları geçiyor.Her bir tanesinin kendisine özgü pişmanlıkları ve hüzünlüğüyle.Her bir tanesi acılı izlerini bırakarak.Her biri kalbimi kanatırcasına kazarak...
Unutulmuş simaları , aklımdan çıkan anları , içe bastırılmış hayal kırıklıkları , gizlenmiş heyecanları , anlamsız bir şekilde olsa da bile , hiç bir zaman gerçekleşmemişse de bile ümitli bekleyişleri fark ediyorum.Bu hisleri bu şekilde sergilendiğini görmek ne kadar da garip bir durum!Bunların hepsinin kısır ümitlere dönüştüğünü bilmek de ne kadar hüzünlü bir şey...Hiç bir şey bu tahrip edici melankoli durumdan fazla uzanmamıştır!

-Bugün bir elma yedim , ama içinde bir solucan bile bulamadım..Keşke bulsaydım!En azından bu bir değişiklik olacaktı , sıkıntı denizden serinletici ,yeni bir dalga gibi olacaktı...Ama bu mümkün değildir!Daimi boşluk hüküm etmeye devam edecek!

Ruhumun yeraltı şehrinde olan bu gezinti , beni ölümüne yordu.Beni yukarıya kaldıracak bir asansöra ihtiyacım var!Çünkü başka bir bulvarda gezmek istiyorum artık!

16 Haziran 2007 Cumartesi

Nefes nefese

Tepside görkemli görkemli yatıyorlar.Derileri halen harika bir şekilde parlıyor.Kim bilir ne kadar güzel yansımıştır bu kadar güzel kırmızı, oranj renkl derisi değişik sularda!
Vücutlarında halen hayat izleri gözlemleyebilirsin.Sulardaki o hızlı dalışlarını , zarif hareketlerinden kaynaklanan suların titremesini , ve en harika sirenlerini kıskandırmak istermişçesine kuyruklarını cilveli oynatmasını halen hayal edebilirsin!
Kim bilir kaç deniz ve okyanusu geçmişler , kaç değişik sularda yüzmüşler , kaç batmış medeniyetlerden, şehirlerden geçmişler?Kim bilir hangi sualtı sırları , yansımaları ile karşılaşmışlar??
Cam parçalarına benzeyen gözleri halen parlıyor...Öyle kocaman açılmış halleriyle sanki bir mesaj vermek istiyorlar.Belki de son anı anlatmak isterler , o affetmez bir şekilde hızlı olan bir çengelden kaynaklanan o son bayılma anını...sonra da hemen gelen nefes darlığı ve boş çarpınmalar.Ümitsiz dualara benzer bu son çarpınmalar, gidecek bir yeri , kendilerini duyuracağı kimse yok! Gözlerinde felaketin neredeyse korkunç bir odaklanması var.
Ve ağızları , onlar için ne diyeceksiniz?O kadar gürültülü , tüyler ürpertici bir şekilde açılan ağızlarına ne diyeceksiniz?
Bu yarıda kalan çığlığın , yolun ortasında durdurulan haykırmanın önünde Munch'un "Çığlık" karakteri ne dir ki?
Bu ortada kalmak istemeyen hayatın çığlığıdır , kum saati durmuş bir hayatın çığlığıdır , kendi isteği olmadan bu dünyadan kopan hayatın çığlığıdır.
Ayrıca hayatın kapanmasından önceki son isteğidir: neşenin havasını çekmek , heyecanın sıcaklığını hissetmek , kendisiyle son kez sarhoş olmak..
Bu hikayeyi yazmama neden olan arkadaşım Burak'a harika fotosu için çok teşekkürler!
Burakın flickr'daki sitesi: http://www.flickr.com/photos/burakyilmaz61


9 Mayıs 2007 Çarşamba

Eski bir melodi

Karanlık inmeye başlamıştı şehire.Gök , yeni duran yağmurdan ve belki de gizlenmiş alev kırmızısı , batmak üzere olan ve pencereye sıkıcı bir şekilde yansıtan güneşten dolayı ilginç bir renge bürünmüş.Oda kokulu mumlardan misk ve amber kokusuyla dolmuş.Buruşup , yırtılmış kağıtlarla doluydu.Greta yazmaya devam ediyordu. "ONA" yazıyordu.
Aniden sinirli bir şekilde güldü kendi kendine.Nasıl olurdu da çok önemli birisiymiş , adını büyük harflerle yazıyordu?
Onunla rastgele bazı iş arkadaşlarıyla beraberken tanışmıştı.Rahat olması,davranışlarındaki esnekliği , konuşmasındaki ve genel olarak davranışlarındaki empatikliğinden etkilenmişti.Herhalde karşı taraf da aynı elektriği almış olmalıydı ki tanıştıktan kısa bir süre sonra çıkmaya başlamışlardı.İlişkileri enerjik,dolu düzgün ve tutku dolu gidiyordu.Belki aralarında oluşan harika kimyadan dolayı , birbirlerine karşı müthiş duygular besliyorlardı.
Greta için bu bir mucize gibi idi, eskiden hiç böyle hisetmemiş, başkasına karşı böyle bir sevgiyi, ilgiyi,her anın paylaşımın ihtiyacını,yada kendini başkasına aitmişlik duygularını ilk kez yaşıyordu.Hep abartılmış,"batık gözlü" ilişkilere karşı olmuştu,ama bu böyle bir şey değildi , idare edilemez,sınırlanamaz,dikkatlice ve özel stratejilerle durdurulamaz , onu tamamen kendisine çeken bir şeydi.
Böyle hissetiğinden,Greta kendini tamamen bu ilginç rastlantının dalgalarına bırakıvermişti.Başlangıçta her şey güzel ve özeldi,ve böylede devam edecekti,arkadaşının davranışları değişikliğe uğramış olmasaydı.Sevgilisi aniden çok sert,değişmez kuralcı ,egosantrik istekleri ve çok ciddi seçimleri olan bir insana dönüşmüştü.Aniden Gretanın empatisi ve anlayışı, ilişkilerindeki şartsız olarak herş şeye uyum sağlaması ona mükkemel bir şekilde programlanmış , dakik hayatında ağır bir yük gibi gelmeye başlamıştı.Bu nedenlerle onun gözlerinde Greta pırıltısını kaybetmişti.Bunu da Gretaya yorgun ve zorlanmış bazı idafedelerle göstermişti.
Böyle bir durumla Gretanın ilk yüzleşmesi çok ağır , soğuk ve acı olmuştu.Kendisine ve ona karşı bir iğrenmeye yol açmıştı.Bu durum çok uzun sürmüş ve Gretaya zorlayıcı bir boşluk ve işkenceyi yaşatmıştı.O süreçten sonra Greta kendi duygularında total bir boşalma yaşamıştı.Bu kendisine ve ona karşı duyduğu iğrenmeye karşı bir cevapmış gibi.
Çok ağır ödediği bir dersi alıp , gene başlangıç noktasına dönmüştü.
Bu ilişkiyi kurtarmak için o kadar şey yaptığını gören sevgilisini de çok şaşırtarak onu , ona hiç bir şey demeden terketmişti.
Yinede bu gece , odada yalnız otururken aniden ona bir şeyler yazmak istediğini hissetmişti.Bu onun terketme nedenini ve onların ani ayrılışını açıklayan bir mektup değildi , bir intikam mektubu da değildi, aslında bakarsan çok basit bir mektuptu.
Belki de bir mektup değildi.Belki de bu Gretanın , başkalarından ziyade daha çok kendisine ifade etmek istediklerini aktarmasıydı.Bu belki de sadece bir meditasyondu.
Karışık düşüncelerin ağı , aniden Billy Holiday'n "Yalnızlık" şarkısının altında sallanmıştı.
O an sanki uzaktan çok alçak ,eskimiş bir ses duydu gibi hissetti, belki de uzun zamandır kendisinin içinde bastırdığı bir ses...
Sonra acı acı gülümsedi çünkü bu sesin ne olduğunu anlamıştı.Şu anda bilinçi yada bilinçsiz ama çok kararlı olarak kaçmaya çalıştığı şeydi...
- Aşk ;_ diye düşündü.- Bu eski , artık unutulmuş melodi .Gelecekteki seçimlerinin en sonunda koyulmaya mahkum olan...

16 Nisan 2007 Pazartesi

Bir kül tablasının itirafları...


Ben bir kül tablasıyım.
Neredeyse bütün zaman boyunca pis bir haldeyim.İçim hep izmaritler ve kül dolu.
Bir sigara sönünce öbürünü hemen yaktıkları için beni yıkamalarına pek vakti olmuyor.Güneş yada temiz havayı gözüm neredeyse hiç görmez.
Belki de ışığın önünde ,bahçenin ortasındayım ,ama yukarıdakileri hiç göremiyorum.Bu belkide hep insanların karanlık , stresli ve yorgun tarafları ile yüzleştiğim içindir. Sanki bütün günün sinirini benden çıkartıyorlar.Buraya sık sık gelen insanları artık tanıyorum.Tabii ki onlar beni fark etmiyorlar bile ama ben onları her şeyiyle tanıdım..

A.40 yaşında , firma müdürü.Uzun boylu , ince , esmer bir adamdır.Jazz ve blues dinlemeyi sever.Nina Simonenin keskin sesi altında , kaç günbatımını bitirdik, Allah bilir.Harika bir aileye sahiptir , ama zor bir zamanında , başka bir kadınla bir münasebete girdi.Şimdi köpek gibi de pişmandır , ama hiç bir şeyi riske atmadan bu işten nasıl sıyrılacağını bilemiyor.Her şeyi çok düzgün ve dikkatlice yaşayan birisi olarak bilinir , belki hayatında ilk defa böyle bir karmaşanın içinde bulunuyor.Böyle insaları sinirli görmek çok ilginçtir.Bir de sigarayı nasıl içtiğini bir görün , yiyip bitirecekmiş gibi.Ak ciğerleri o an patlayacakmış gibi duruyor.Gözleri kanlı ,kanlı patlamaya hazırlayan bir volkan gibi.

C.23 yaşında, bir reklam şirketinde fotoğrafçı.Çok zarif bir tarzı var ve çok zengin bir iç dünyaya sahip.Güzel giyinmeyi sever,gerçi güzeldirde kendisi.Yaşıtlarından çok daha zekidir ,ve ondan hoşlanıyorum çünkü konuşurken saçmalamıyor.O etli, koyu bir kırmızı rujla boyadığı dudaklarının sigarayı nasıl çektiğini görmekten daha hoş bir şey yok.Her zaman sigarasında dudaklarının izi kalır.Sigara içerken bile çok cilveli bir hali vardır.

D.35 yaşında,evli ,3 çocukları var.Eskiden güzel bir kadındı herhalde , bu gözlerinin şeklinden ve kapağından belli oluyor, şimdi ne kadarki şişseler bile.D. asla dışarıya gözlüksüz çıkmaz.İnsanlara merdivenden düştüm yada bir yere çarptım yalanlarını söylemekten hoşlanmıyor.Bu yaştaki bir insana böyle bir saçmalığı yakıştıramıyor.Severek evlenmişti ,ama eşi bir süre sonra çok özel dayakçı , alkolik bir yaratığa dönüşmüştü.D.'nın dışarıya çıkma hakkı yoktur.Gizlice çıkyordur, bugün gibi.Çıktığında da özel bir şey yapmıyor zaten , hep buraya gelip , sigara içer.Elleri tüm zaman boyunca titreyip duruyor, kafa damarları çatlayacakmış gibi atar.Kaybolmuş ve korkak bir bakışı vardır.Sürekli yoldan kimlerin geçtiğini kontrol eder.Sigarayı hızlı ve benim üzerimde sert basarak söndürür.Sonra geldiği gibi, bir gölge imişçesine buradan uzaklaşır.

J.14 yaşında , lise öğrencisi.Buranın en yeni ziyaretçilerinden , ama en sık uğrayanlardan diyebilirim.Halen çocuksu bir görüntüye sahip yüzü , birkaç ergenlik çağı sivilcesinin yatağı olmuş .J.kendisinden nefret eder.Aslında tek sorunu , birkaç fazla kilosu, ama bundan dolayı kendisini yarım bir insan gibi hissedip ,herkesten uzaklaşır.Hep yalnız kalmak ister , sonsuza kadar mümkünse.Sigarayı öyle bir çeker ki sanki , boğaz yerinde elektrik süpürgesi varmış izlenimine kapılıyorum.Bazen gözlerinden yaş akar,ama onları hemen siler.Kendisini bu halde iken beğenmiyor..

P.65 yaşında.Emekli bir edebiyat hocası.Çok da sert bir hoca imiş zamanında.Bu narsistlikle karışık sertliği halen yukarıda kalkık duran sağ kaşından görebilirsiniz.Her zaman yanında bir kitapla gelir.Çoğunlukla okurken sigarasını unutur,o sönünce yenisini yakar, o da sönüce yenisini, ve böyle devam ediyor.Uzun saatler okuyarak geçiriyor.Okumasına her zaman sert,şekersiz bir espreso eşlik eder.Yüzü asla gülmez.Okurken rahatasız edilmesinden hoşlanmaz,belki bu nedenle hep yalnız gelir,hiç birisiyle geldiğini görmedim bugüne kadar.Bazen okurken sinirlenip, kendi kendine konuşmaya başlar.


İşte böyle , herkes buraya rahatlama yada az da olsa huzur bulmaya geliyor.Sigaranın eşliğinde.Sigara bu eski dost.Kimse beni fark etmiyor.Ben ki baş aktris olan sigaranın yanında , sönük bir yardımcı aktris olarak kalırım.Belki sigarayla aynı işlev, görmediğim için kimsenin umrunda değilim ben.Zaten , yan/ tamamlayıcı kahramanların kaderi hep böyle değil midir ki?