31 Mayıs 2007 Perşembe

Sonetler

Bugün sizlere zamanında ne yazık ki çok az tanınan ve değeri az bilinen , çok sevdiğim bir amerikalı şairin, E.E.Cummings'ten bir şiir getiriyorum.Umarım beğenirsiniz, ben çok seviyorum;

SONELER-Gerçekler

VII

Bayılırım bedenime,birlikteyken
o senin
bedeninle.Bu öylesine yepyeni
bir şey ki.
Kaslar daha iri ve sinirler
daha da.
bayılırım bedenine.
bayılırım onun her yaptığına,
bayılırım nasıllarına.Bayılırım duyumsamaya belkemiğini
Bedenini ve kemiklerini ve
titreyen
-diri pürüzsüzlüğünü
ve ben onları
tekrar ve tekrar ve tekrar
öpeceğim,bayılırım
öpmeye şuranı buranı,
bayılırım ,usulca
okşayan ,sarsıcı tüylerine
kıvıl kürkünün ve her
neyse çıkıp
gelen ayrılarak tenden…..
Ve iri aşk-kırıntısı gözlere

Ve belki de bayılırım
titreyişine
altımda senin öylesine yepyeni…....

E.E.CUMMİNGS

26 Mayıs 2007 Cumartesi

Sorunsal..

Bu aralar blogcular arasında bir auto-rapörtaj furyası başlamış durumda.Bana da attılar..Bu auto-rapörtajı paylaşmak istedim sizinle.

1.Sizin için mutluluk ne dir?
-Gerçekten multu olduğum anı hissetmek , bunu zaman geçtikten sonra farkına varmamak.
2.Sabahleyin sizi kaldıran ne dir?
-Büyük bir enerjiyle uyanan insanlardan olmayı çok isterdim ama ne yazık ki şu ana kadar hiç öyle olamadım.Kendime en çok kızdığım konulardan biridir zaten.O nedenle beni sabah kaldıran , sinirli bir şekilde hemen kapattığım cep telefonu zilidir.
3.En son ne zaman güldünüz?
- Bu sabah komik bir maili okurken.
4.Karakterinin en baskın özelliği nedir?
-İstikrarlı davranışlarım
5.En büyük eksikliğiniz?
-Konsantre olmamak,sabırsızlık,mükemmeliyetçilik.
6.Hangi hatalar konusunda daha toleranslı davranıyorsunuz?
-Mantıklı bir açıklaması olan hatalar konusunda.
7.Hangi tarihi kişi/yüz sende iz bırakmış?
-Rönesans sürecinin başlamasına neden olan "Humanisma" harekatı.
8.Bugünki kahramanlarınız kim dir?
- Korkmadan ve üçkağıt yapmadan hayallerinin peşine gidenler .
9.En sevdiğiniz seyahatınız hangisi oldu?
-Daha yapmadım ama sanırım Prag ve Uzak Doğu olacaktır.
10.En sevdiğiniz yazarlar?
-Hugo,Hesse,Bukowski,Hegel,Bierce,Kafka,Coelho,Murathan Mungan,Camus v.b, vb
11.Bir erkekte en çok değer verdiğiniz özellikler?
-Hislerinde ve seçimlerindeki istikrar.
12.Ya bir bayanda?
-Çıkarları yüzünden abartılı gurur ve hesap sormalar gibi basit durumları kullanmadan feminilitesini gösterebilmesi.
13. Sevdiğiniz kompozisyen?
-Yenilerden çok var sayamam.Ama klasiklerden Schubert (Özellikle "Piano Trio in E flat çalışması), Mozart,Bethoveen,Bach vb..
15.Sizde iz bırakan kitap?
-Bu çok zor bir soru.O kadar çok ki..Ama sevdiğim yazarlar belki size tahmin etmek için yardımcı olabilir:)
16.Sizde iz bırakan filmler?
-Fellini,Suzuki,Von Trier,Bergman,Herzog ve şu anda aklıma gelmeyen bir sürü yönetmenlerin filmleri.
17.En sevdiğiniz ressam?
-Dali,Caravaggio,Klimt,Munch,Buza ailesi(arnavut bunlar)
18.En sevdiğiniz renk/ler?
-Marin mavisi, yeşil,turkuaz,kırmızı,mor.
19.En büyük başarınız olarak ne görüyorsunuz?
-Hiç bir durumdan,halden,baskıdan etkilenmeden her zaman seçimlerime sahip çıkıp, onlardan asla vaz geçmemem.
20.En sevdiğiniz içecek/içki?
- Su, su ,su..Suyla hiç bir şeyi değişmem.Onun yokluğunda taze sıkılmış meyve suyu özellikle de nar suyu.Aaa illa alkol olacaksa az kırmızı şarap yada vişneli votka derim.
21.Yapmaktan en çok pişman olduğunuz şey?
- Doğru olmayan kişilerde zamanında , harcadığım manevi enerji.
22.En çok nefret ettiğiniz şey?
-İki yüzlülük, görmemiş insanların belirli bir yere geldikten sonraki davranışları , kötü niyetle kıskananlar, bayağılık.
23.En çok nelerden zevk alıyorsunuz?
-Olmadı şimdi.Sorulur mu bu yaw? Fotoğrafffffffff çekmek.Onun dışında sinema,dans etmek.Kiraatçılarla zaman geçirmek:))))
24.En büyük fobiniz:
-Akrepler.Ev değiştirmişliğim var onların yüzünden:)
25.Ne zaman yalan söylemeye yeltenirsiniz?
-Karşımdakinin ne söylersem söyleyim duymak ,anlamakyada inanmak istemediği zaman, her şeye çok nai bakan insanları kırmak istemediğim zaman, biraz daha uyumak istediğim zaman :))
26. Nasıl ölmek isterdiniz?
- Korkunç bir şekilde olmasını istemem tabii de , öldüğümü anlamadan da ölmek istemem yani.Onun için uyurken ölmek istemem.
27.Şuan anki ruhsal haliniz?
Denizde bir sandala benzer: Salantılı:)

25 Mayıs 2007 Cuma

Yaşasın aşk!

Nasıl mi oldu???
Ben de bilmiyorum…Ne kadar zaman geçse de anlayamayacağım…
Bulunduğum o sonsuz boşlukta , bomboş olmaktan kendi duvarları arasında eko yaratan o boş ve kendisinden dahi kaçan benliğim , o her şeyden uzaklaşan ve her kalabalığın içinde yapayalnız olan ,her şeye uyan ama aslında içinde hiçbir şeyi barındırmayan o kaçak ruhum acaba böyle onu bu kadar sarsacak ,uyuşukluğunu bozacak ve her şeyden çekilmesine bir son verecek olan bir şeyin varlığından hiç haberdar mıydı?
Hayır hiç de değil…..
Her zamanki gibi köşesine çekilmiş,koyulmuş kurallara ve alışılmış olan her şeye ilgisiz bir şekilde devam etmeye bakarken,ve aynı zamanda bu alışılmışlıkla içinden dalga geçerken,o alışılmışlığın içinden ona resmen tokat atacak bir anın geleceğinden çok habersizdi…
Böyle bir şeyin olmasını beklemezken hatta böyle heyecanlara gülerken,her zamanki gibi alışılmış ve sıkılgan davranışlarıma sığınmaya çalışırken , ben hiç böyle bir tatlı tokadı yiyeceğimi düşünmemiştim…


Basit bir çift göz buluşması yetti buna.
Bir şarkı var : “Yağmur kraliçesi güneşi düşlüyor”diye , ben de şimdi düşünüyorum ki acaba buz ateşi düşler mi?
Bence evet…
Buz tutmuş bütün benliğim aniden sıcacık bir rüzgarın atkısıyla örtülmüştü…Bu rüzgar onu uyuşmuştu.İçimdeki buz bu sıcaklığa kendisini o kadar çok kaptırmış ki onunla bir olmaya karar vermiş ve böylece erimeye başlamış.Sanki her zaman öyleymiş gibi !
Aniden bütün alışılmış sıkıcı gerçekler duman gibi uzaklaşmaya başladı,hayat vardı artık içimde akan.
Kalbim , biraz korkakça içimde yeniden atıp içimi titretmeyi başladı…
Her tarafımın parladığını hissediyordum.Tabii çünkü benim için gök çok yakındı artık…
Kalbimin,beynimin,gözümün tek bir odağı vardı artık : O
Biraz utanarak,biraz çekinerek ama gene de durmaksızın O’na bakıyordum..
Ne kadar ilginçtir ki bu bomboş ruh için artık O sanki her zaman var olmuş bir şeydir ….O hep varmış aslında…
Kalabalığın içinde kendimi yapayalnız hissederken bile içimdeki ışığı söndürmeyen Oymuş meğerse…
Hey aşk , Sen ki insanların ruhunu yücelten,benliğine ışık saçan ,kalbine hayat veren,içini ve dışını güzelleştiren en güzel , en gerçek ,en samimi,en saf,en özel duygusun bu dünyada…
Sen yaşa aşk , yaşa !!!



24 Mayıs 2007 Perşembe

Ona kadın olması için bir neden ver!

1-Onu gerçekten öyle birisi imiş gibi hissetirerek
2-Onu kadınlığından utanç duymamasını sağlayarak
3-Ona vurmayarak
4-Annelik döneminde ona yardımcı olarak
5-Onun ruhuna giren anahtarlarını bularak
6-Ona dikkatle dinleyerek
7-Ona sadece bir şehvet objesi imişçesine bakmayarak
8-Kimliğini çekinmeden ortaya çıkarmasına yardım ederek
9-Onu algılamaya çalışarak
10-Onu severek
Yukarıdaki listeyi eksiksiz yerine getirebilecek ideal erkek nerede?:)

23 Mayıs 2007 Çarşamba

Blogda bir sene!

Merhaba arkadaşlar fuar yoğunluğu nedeniyle bu aralar pek giremiyorum bloga...
Ama bugün iki satır da olsa yazmak istedim.Mayıs ayında blogum 1 yaşını doldurdu.Bir senedir aranızdayım ve bu gerçekten güzeldir bu blog sayesinde çok ilginç insanlarla tanıştım sanal olarak olsa da bile...
İyi ki varsınız diyorum ve her konuda yorumlarınızı bekliyorum:)

10 Mayıs 2007 Perşembe

Güzelliğin gücü

Hepimizin güzellikten ne kadar büyülendiğimizi görmek şaşırtıcı değilmi?Buna herkes dahildir, rahat insanlar, cana yakın insanlar , somurtkanlar, havalı insanlar..Yani her insan güzellikten anlamadan etkinleniyor.İlgi göstermiyormuş gibi duran snoplar bile ondan fazlasıyla etkilenmiş durumdalar.Onlara gerçekten de gülüyorum, güzel bir şey gördüğünde bir şey göstermemeye çalışma çabalarına, yazık onlara !Hiç bir zaman güzel bir şeyi kabul etmekten çekinmedim , ve onun varlığının bana verdiği bütün neşeyi sonuna kadar farkına vardım.
AMA! Evet her zamanki gibi aması var:) Güzelliği sevin,tadına varın ,etkisiyle sersemleyin de ama onu hayatınızın anlamı olmasına izin vermeyin , ona tapınmayın!
Çünkü hepimiz biliyoruz ki , herşey bir imajdan ibarettir!

9 Mayıs 2007 Çarşamba

Eski bir melodi

Karanlık inmeye başlamıştı şehire.Gök , yeni duran yağmurdan ve belki de gizlenmiş alev kırmızısı , batmak üzere olan ve pencereye sıkıcı bir şekilde yansıtan güneşten dolayı ilginç bir renge bürünmüş.Oda kokulu mumlardan misk ve amber kokusuyla dolmuş.Buruşup , yırtılmış kağıtlarla doluydu.Greta yazmaya devam ediyordu. "ONA" yazıyordu.
Aniden sinirli bir şekilde güldü kendi kendine.Nasıl olurdu da çok önemli birisiymiş , adını büyük harflerle yazıyordu?
Onunla rastgele bazı iş arkadaşlarıyla beraberken tanışmıştı.Rahat olması,davranışlarındaki esnekliği , konuşmasındaki ve genel olarak davranışlarındaki empatikliğinden etkilenmişti.Herhalde karşı taraf da aynı elektriği almış olmalıydı ki tanıştıktan kısa bir süre sonra çıkmaya başlamışlardı.İlişkileri enerjik,dolu düzgün ve tutku dolu gidiyordu.Belki aralarında oluşan harika kimyadan dolayı , birbirlerine karşı müthiş duygular besliyorlardı.
Greta için bu bir mucize gibi idi, eskiden hiç böyle hisetmemiş, başkasına karşı böyle bir sevgiyi, ilgiyi,her anın paylaşımın ihtiyacını,yada kendini başkasına aitmişlik duygularını ilk kez yaşıyordu.Hep abartılmış,"batık gözlü" ilişkilere karşı olmuştu,ama bu böyle bir şey değildi , idare edilemez,sınırlanamaz,dikkatlice ve özel stratejilerle durdurulamaz , onu tamamen kendisine çeken bir şeydi.
Böyle hissetiğinden,Greta kendini tamamen bu ilginç rastlantının dalgalarına bırakıvermişti.Başlangıçta her şey güzel ve özeldi,ve böylede devam edecekti,arkadaşının davranışları değişikliğe uğramış olmasaydı.Sevgilisi aniden çok sert,değişmez kuralcı ,egosantrik istekleri ve çok ciddi seçimleri olan bir insana dönüşmüştü.Aniden Gretanın empatisi ve anlayışı, ilişkilerindeki şartsız olarak herş şeye uyum sağlaması ona mükkemel bir şekilde programlanmış , dakik hayatında ağır bir yük gibi gelmeye başlamıştı.Bu nedenlerle onun gözlerinde Greta pırıltısını kaybetmişti.Bunu da Gretaya yorgun ve zorlanmış bazı idafedelerle göstermişti.
Böyle bir durumla Gretanın ilk yüzleşmesi çok ağır , soğuk ve acı olmuştu.Kendisine ve ona karşı bir iğrenmeye yol açmıştı.Bu durum çok uzun sürmüş ve Gretaya zorlayıcı bir boşluk ve işkenceyi yaşatmıştı.O süreçten sonra Greta kendi duygularında total bir boşalma yaşamıştı.Bu kendisine ve ona karşı duyduğu iğrenmeye karşı bir cevapmış gibi.
Çok ağır ödediği bir dersi alıp , gene başlangıç noktasına dönmüştü.
Bu ilişkiyi kurtarmak için o kadar şey yaptığını gören sevgilisini de çok şaşırtarak onu , ona hiç bir şey demeden terketmişti.
Yinede bu gece , odada yalnız otururken aniden ona bir şeyler yazmak istediğini hissetmişti.Bu onun terketme nedenini ve onların ani ayrılışını açıklayan bir mektup değildi , bir intikam mektubu da değildi, aslında bakarsan çok basit bir mektuptu.
Belki de bir mektup değildi.Belki de bu Gretanın , başkalarından ziyade daha çok kendisine ifade etmek istediklerini aktarmasıydı.Bu belki de sadece bir meditasyondu.
Karışık düşüncelerin ağı , aniden Billy Holiday'n "Yalnızlık" şarkısının altında sallanmıştı.
O an sanki uzaktan çok alçak ,eskimiş bir ses duydu gibi hissetti, belki de uzun zamandır kendisinin içinde bastırdığı bir ses...
Sonra acı acı gülümsedi çünkü bu sesin ne olduğunu anlamıştı.Şu anda bilinçi yada bilinçsiz ama çok kararlı olarak kaçmaya çalıştığı şeydi...
- Aşk ;_ diye düşündü.- Bu eski , artık unutulmuş melodi .Gelecekteki seçimlerinin en sonunda koyulmaya mahkum olan...

5 Mayıs 2007 Cumartesi

Benzetmeler

Aşağıda yazılı olanları birbirlerine çok benzetiyorum:

1.Kafiyeli şiir yazmaktan başka bir şey yazamayan şairler.
2.Tek tip roller oynayabilen aktör/aktrisler (Özellikle de sadece pozitif rollerdekiler)
3.Bir şey yapmaktansa sadece nutuk atmayı bilen yöneticiler.
4.Alternatif besleme modeller yerine , çok iyi bilinen diyetler yada talimatları yeniymiş gibi gösterip onların değerini çok abartan diyetisyenler.
5.Deterjan yada ona benzer tüketimle ilgili basit reklamların yazarları.
6.Kendilerin de anlayamadığı , anlamsız ,gereksiz, amaçsız istekleri ile memurlar.


Hepsinin ortak bir tarafı vardır: Bayağılığı!

4 Mayıs 2007 Cuma

Tek şiirim...

Hayatımda kendimi beceriksiz hissettiğim alanlar var: resim çizmek, teknik işler yapmak , şiir yazmak gibi.Hiç unutmam ilk okulda iken çok güzel şiir yazan arkadaşlarım vardı.Ben de bir gün hırs yapıp : ben de yazacam dedim:)Tam 2 saat oturdum , sonra bi bakıyorum elimde olan şey çok komik bir şiir.O günden sonra kararr vermiştim bir daha şiir yazmayıp insanları korkutmamaya, ama tabii bilirsiniz insan ergenlik çağında bazı şeyleri unutur her şeyi yapabildiğine inanır:) Aşağıdaki şiir de bunun ürünü.Onun için de tek şiirim zaten bir daha buna cesaret edemediğim için:)

İsimsiz

Ağlamak istiyorum , ağlayamıyorum;
gözlerim ağrıyor
Konuşmak istiyorum , konuşamıyorum;
İnsanlar gülecekti
Haykırmak istiyorum, yapamıyorum ;
sesim kısılmış
Niçin?Sormak istiyorum,yapamıyorum;
Kimse cevap vermiyor
Kendimi ifade etmek istiyorum, yapamıyorum;
Kimse beni anlamayacaktı
Açıklama yapmak istiyorum, yapamıyorum;
Sözlerim acı nedeni olabilir
Uyumak istiyorum,yapamıyorum;
Huzursuz ruhum buna izin vermez
Rahatlamak istiyorum , yapamıyorum;

Sakin bir yer bulamıyorum ki
Nefes almak istiyorum , yapamıyorum
Agoni nefesimi kısıtlıyor
Bir şeyler yapmak istiyorum, yapamıyorum
Uzun bekleyiş,aldırmazlıktan paslanan kalbim her hücremi felç etmiş
Bir çözüm bulmak sitiyorum , yapamıyorum
Yeni olan her şey bulunmuş zaten
Size yardım etmek istiyorum,yapamıyorum;
Kendim zayıf olduğumdan değil , buna sinik davranışlarınız beni durduruyor
Dünyayı değiştirmek için bir şeyler yapmak isterim , yapamıyorum
Her şey başlangıçtan beri karanlık içinde yapılmış
Ama ne olursa olsun sevinmeyin , her bir şeye rağmen
kristal gibi bir sevgiyle çevrili ruhuma dokunamayacaksınız...

Bakıyorum da ne kadar dertli imişim bunu yazdığımda.Eh ergenler hep böyle karamsar olmaz mı ki zaten? :)

1 Mayıs 2007 Salı

Asi Kiraatçılar:)

Geçen pazar günü gene arkadaşlarla buluştuk..Bu seferki gezi yerimiz Bostancı sahildi.Başlangıçta , hiç çekecek bir şey bulamayacağız diye pek bir kötümser başlarsak, günümüz beklediğimizden iyi ve dolu geçti fotoğraf açısından.Keyif açısından zaten tartışmasız olarak gene çok eğlendik.Güzel bir gündü ama günün sonuna doğru maalesef bu güzel ve güneşli günün öbür tarafıyla da karşılaşmak zorunda kaldık: kıpkırmızı bir yüz ve zonklayan bir kafa...ama gene de güzeldi,işte size en son çektiğimiz pek de alışkın olunmayan bir tarzdaki fotomuz:)

fotoyu çeken: www.flickr.com/photos/adolya

27 Nisan 2007 Cuma

Hayat ve ölüm (1998)


Size arkadaşımdan çok sevdiğim bir şiir:
Hayat bana verildiğinden , yaşamak istiyorum,
ölüm de olduğu için , bir gün öleceğim de
Hayatın içinde ölüm de vardır
Ölümde neler olduğunu bilmek istermisin?


N.N (1998)


25 Nisan 2007 Çarşamba

Makro'daki dünya

Fotoğraf çekerken kullanılan makro stilini çok beğenirim ve sık sık fotolarımda da da kullanıyorum.Tabii ki de sadece çiçek/böcek çekmeye değil , her şeyi makroda çekmeyi severim.Şu yapraklı fotoma bakıyordum da aklıma bir soru geldi: Niye makro çekimi yapmayı seviyorum, yada niye çoğumuzun dikkatini çeker makro?Ayrıca fotoğrafçılıktaki değeri neden bu kadar fazla?
Değerine bakacak olursak , objenin bilinmeyen, yada zorlukla görülen taraflarını göstermesinden ve algılamamızı mümkün kıldığındandır.Objeji belki de hiç aklımızdan geçmeyen bir açıdan bakmamızı sağlıyor.Ne dir bu aklımızdan geçmeyen açı?Bence objenin özel tarafı , dünyasıdır.Gözlerimizin önünde , aniden ve biz hiç hissetmezken bile önümüze açılan tablodur.
Belki biz farkında değiliz ama bu en çok da ilgimizi çeken şeydir.Birisinde az , öbüründe fazla olmak üzere hepimizde birazcık "röntgencilik" :) vardır.Bu hiç de abartılmış bir söz değil bence, hepimiz merak ederiz karşındakimizi , bazen de en özel şeyleri görmek isteriz.Bundan rahatsızlık duyarsak bile hiç bir zaman %100 olarak , vazgeçemeyiz karşındakinin dünyasından bir şeyler öğrenebilmekten , bu basit bir obje olsa bile.
Bence makro çekerken ,yada objeyi makro kadrajına sokarken , objeyi büyütülmüş olarak yakalamaktan ziyade , objenin ince detaylarının yakalanması , ve bir şekilde objenin özelinin detaylarını kadraja hapsedilmesi.En azından bana göre , makronun hedefine en fazla böyle ulaştığıdır.
Ya sizce?

23 Nisan 2007 Pazartesi

Hayat bir harika:))





Geçen gün , fotograf kiraathanesindeki , fotoğraf arkadaşlarımla gene harika bir gün geçirdim.Uzun zamandı onlarla görüşmemiştik (2 ay) ve artık çok sıkılmıştım:) Dünki safarimizin ziyaret yerleri , Emirgan,İstinye ve Yeniköy oldu.
Kiraatçılarda en çok sevdiğim özellikler buradaki herkesin çok sempatik, rahat, cana yakın , keyf yapmaya bayılan , yemeği seven , içmeyi seven, sempatik ve naçizane davranışları ve en sonunda tabii ki de herkesin çok özel fikirlere ve çok özel bir bakış vizyonuna sahip harika birer fotoğrafçı olmalarıdır.Geçen günki safari yerlerimiz Emirgan,İstinye ve Yeniköy tarafları idi.
Güne Çınaraltı kafesinde brunch , yok canım ne brunchu :) kahvaltı ile başladık.İyice güzel demlenmiş çaylarımızı içtik ve ondan sonra direkt Emirgan Korosuna yola çıktık.Oraya vardığımda , koroyu çok zaman önce (8 sene önce gibi bir zamanda) ziyaret ettiğimi hatırladım arkadaşlarla, baya da geç bir saatte ziyaret etmiştik (geceyarısı gibi).Açıkçası ikinci ziyaretim niye bu kadar geç oldu anlamış değilim , çünkü o kadar güzel bir yer ki.Lalelerle beraber daha da güzelleşmişti.Bu da herkese yansımış gibi , herkes enerji dolu etrafa koşturuyordu.Çok da güzel köşkler vardı , yalnız tek kusuru doğru dürüst çay/kahve servisi yapmaması.Biz de isyan ettik , hiç orada oturmadık:)
Sonra yürüyerek , İstinyeye vardık ve harika sandalların fotolarını çekerken , çok acıklı bir şekilde karnımızın zil çaldığının iyice farkına vardık:)
Harika bir tekne bile bulduk oturmak için , ama oradaki garson boşu boşuna , bizlerin masalarını ayrı ayrı koyup keyfimizi kaçırınca oradan kaçtık...
Çok da iyi oldu çünkü tam karşıda olan çok hoş bir lokantaya geçtik ve enfes bir yemek faslı geçirdik...Ondan sonra yediklerimizi eritebilmek için :) enerjik bir şekilde Yeniköye doğru yola çıktık.Yeniköye varırken çok komik bir şey oldu , küçücük bir köpek gördük , sahibesine :
-Çok cici bu kaç yaşında?O da bize gülerek dedi ki :
-Bakmayın öyle cici durduğuna , 4 hanım eskitti bu:)Bir sürü de yavruları olmuş..:) gülmekten koptuk:) Orada da baya bir foto çekimi yaptıktan sonra günümüzü "hayat kafe"de bitirdik.Çok güzel bir yerdi,küçük ama denizin yanında arkadaşlarla oturup bir şeyler içmek için süper bir yer bence.
Evet işte geçen safari de böyle geçti, çok güzeldi , onun için yeni safariyi (29 nisan 2007) 4 gözle bekliyorum:))
işte size geçen safariden bazı fotolar.
not : ilk foto arkadaşımın fotosu :www.flickr.com/photos/kaya

21 Nisan 2007 Cumartesi

İlkbaharın renklerinden: pembe

Bu sene hiç görmediğim kadar pembe çiçekli ağaç görüyorum.Çok hoşlar değil mi?

16 Nisan 2007 Pazartesi

Bir kül tablasının itirafları...


Ben bir kül tablasıyım.
Neredeyse bütün zaman boyunca pis bir haldeyim.İçim hep izmaritler ve kül dolu.
Bir sigara sönünce öbürünü hemen yaktıkları için beni yıkamalarına pek vakti olmuyor.Güneş yada temiz havayı gözüm neredeyse hiç görmez.
Belki de ışığın önünde ,bahçenin ortasındayım ,ama yukarıdakileri hiç göremiyorum.Bu belkide hep insanların karanlık , stresli ve yorgun tarafları ile yüzleştiğim içindir. Sanki bütün günün sinirini benden çıkartıyorlar.Buraya sık sık gelen insanları artık tanıyorum.Tabii ki onlar beni fark etmiyorlar bile ama ben onları her şeyiyle tanıdım..

A.40 yaşında , firma müdürü.Uzun boylu , ince , esmer bir adamdır.Jazz ve blues dinlemeyi sever.Nina Simonenin keskin sesi altında , kaç günbatımını bitirdik, Allah bilir.Harika bir aileye sahiptir , ama zor bir zamanında , başka bir kadınla bir münasebete girdi.Şimdi köpek gibi de pişmandır , ama hiç bir şeyi riske atmadan bu işten nasıl sıyrılacağını bilemiyor.Her şeyi çok düzgün ve dikkatlice yaşayan birisi olarak bilinir , belki hayatında ilk defa böyle bir karmaşanın içinde bulunuyor.Böyle insaları sinirli görmek çok ilginçtir.Bir de sigarayı nasıl içtiğini bir görün , yiyip bitirecekmiş gibi.Ak ciğerleri o an patlayacakmış gibi duruyor.Gözleri kanlı ,kanlı patlamaya hazırlayan bir volkan gibi.

C.23 yaşında, bir reklam şirketinde fotoğrafçı.Çok zarif bir tarzı var ve çok zengin bir iç dünyaya sahip.Güzel giyinmeyi sever,gerçi güzeldirde kendisi.Yaşıtlarından çok daha zekidir ,ve ondan hoşlanıyorum çünkü konuşurken saçmalamıyor.O etli, koyu bir kırmızı rujla boyadığı dudaklarının sigarayı nasıl çektiğini görmekten daha hoş bir şey yok.Her zaman sigarasında dudaklarının izi kalır.Sigara içerken bile çok cilveli bir hali vardır.

D.35 yaşında,evli ,3 çocukları var.Eskiden güzel bir kadındı herhalde , bu gözlerinin şeklinden ve kapağından belli oluyor, şimdi ne kadarki şişseler bile.D. asla dışarıya gözlüksüz çıkmaz.İnsanlara merdivenden düştüm yada bir yere çarptım yalanlarını söylemekten hoşlanmıyor.Bu yaştaki bir insana böyle bir saçmalığı yakıştıramıyor.Severek evlenmişti ,ama eşi bir süre sonra çok özel dayakçı , alkolik bir yaratığa dönüşmüştü.D.'nın dışarıya çıkma hakkı yoktur.Gizlice çıkyordur, bugün gibi.Çıktığında da özel bir şey yapmıyor zaten , hep buraya gelip , sigara içer.Elleri tüm zaman boyunca titreyip duruyor, kafa damarları çatlayacakmış gibi atar.Kaybolmuş ve korkak bir bakışı vardır.Sürekli yoldan kimlerin geçtiğini kontrol eder.Sigarayı hızlı ve benim üzerimde sert basarak söndürür.Sonra geldiği gibi, bir gölge imişçesine buradan uzaklaşır.

J.14 yaşında , lise öğrencisi.Buranın en yeni ziyaretçilerinden , ama en sık uğrayanlardan diyebilirim.Halen çocuksu bir görüntüye sahip yüzü , birkaç ergenlik çağı sivilcesinin yatağı olmuş .J.kendisinden nefret eder.Aslında tek sorunu , birkaç fazla kilosu, ama bundan dolayı kendisini yarım bir insan gibi hissedip ,herkesten uzaklaşır.Hep yalnız kalmak ister , sonsuza kadar mümkünse.Sigarayı öyle bir çeker ki sanki , boğaz yerinde elektrik süpürgesi varmış izlenimine kapılıyorum.Bazen gözlerinden yaş akar,ama onları hemen siler.Kendisini bu halde iken beğenmiyor..

P.65 yaşında.Emekli bir edebiyat hocası.Çok da sert bir hoca imiş zamanında.Bu narsistlikle karışık sertliği halen yukarıda kalkık duran sağ kaşından görebilirsiniz.Her zaman yanında bir kitapla gelir.Çoğunlukla okurken sigarasını unutur,o sönünce yenisini yakar, o da sönüce yenisini, ve böyle devam ediyor.Uzun saatler okuyarak geçiriyor.Okumasına her zaman sert,şekersiz bir espreso eşlik eder.Yüzü asla gülmez.Okurken rahatasız edilmesinden hoşlanmaz,belki bu nedenle hep yalnız gelir,hiç birisiyle geldiğini görmedim bugüne kadar.Bazen okurken sinirlenip, kendi kendine konuşmaya başlar.


İşte böyle , herkes buraya rahatlama yada az da olsa huzur bulmaya geliyor.Sigaranın eşliğinde.Sigara bu eski dost.Kimse beni fark etmiyor.Ben ki baş aktris olan sigaranın yanında , sönük bir yardımcı aktris olarak kalırım.Belki sigarayla aynı işlev, görmediğim için kimsenin umrunda değilim ben.Zaten , yan/ tamamlayıcı kahramanların kaderi hep böyle değil midir ki?

13 Nisan 2007 Cuma

Çılgın Kaktüs

Şaşırmayın bunlar insan saçları değil , kaktüs dalları:) Bana hep insan saçı gibi gelmiştir , bu kaktüsün dalları.Halamın eczanesinde kaç senedir vardır.Çok uzun senelerdir , büyüyor da büyüyor.Kim bilir kaç kez vazosu değiştirildi, yeri değiştirildi, güneş olsun , olmasın ne yer olursa olsun , umrunda bile değil.Onun için önemli olan yaşamak.Başka bir şey onu ilgilendirmez, önemli olan yaşayabilmek için biraz su,ışık bulabilmek ,geri kalanını kendisi haleder.Bu kaktüsü her gördüğümde onun bu yaşama mücadelesine ve yaşama hevesine bayılıp , ona karşı saygı duymadan edemiyorum.Biz insanlar bu kadar güçlü , komplekssiz , iddiasız değiliz.Tabii ki daha fazla isteklerimiz ve beklentilerimiz olacak , aklımız bize bunu için verilmiştir sonuçta , yalnız bazı şeyleri fazlasıyla abarttığımızı ve daha zor ,daha başa çıkılmaz hale kendimiz getirdiğimizi düşünmüyormusunuz?Yada bazen bazı durumlarda mücadele vermeye bile üşendiğimizi?
En azından ben böyle düşünüyorum...
Onun için bu kaktüse benzemeyi çok isterdim...

12 Nisan 2007 Perşembe

Sıkılganlıktan kaçma tüyoları


Kış mevsiminden yeni çıktık.Gerçi pek de kış yaşamadık ya bu sene ,neyse.Benim için günlerin kısa olduğu dönem , hava nasıl olursa olsun kıştır.Onun için artık onu geride bıraktık diyorum ve bu bana gerçekten de mutluluk ve rahatlatma hisi veriyor.
Tabii bunun sakıncaları da var , günler uzayınca zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsun da , olsun gene de güzel.
Senenin bu zamanını çok sevmemin nedenine gelince , beni yenilenmeye ve değişiklik yapmaya ittiğindendir.Çok da büyük değişiklikler değil canım,normal şeyler.
Hayatım son zamanlarda gerçekten çok sıkıcı olduğunu, benim de çok sıkıcı bir insan haline geldiğim farkına vardım.Mantarlara benzememiz ,mevsimsel midir acaba?
Evet doğru duydunuz, mantarlar gibi gayet durağan ve pasif bir süreçten geçtim.
Ama bu yeni gelen ilkbahar ve atmosferi , sosyal ve yaratıcı yönlerimi uyandırdı, ve onları her yere saçıyorum.Elimde baya enerji var , paylaşma istedim, onun için aşağıda size sıkıntıdan kaçmanın bazı tüyolarını veriyorum:
1.Temizzzzzzzzzzzz hava alın.Yüryüşe çıkın , ama uzun bir yürüyüşe , öyle 10 adımla işinizi halettiniz sanmayın.(evimden 5' uzak bir parkın olmasına rağmen ,bunu uzun süre yapmadım.Evet çok ayıp bilyorum, ama uzun süre canım hiç bir şey yapmak istemedi).
2.Mümkünse ormanda , geleneksel bir piknik yapın (brunch'tan bahsetmiyorum , o soğuk havalarda daha iyi olur).Gerçekten pikniğin tadını çıkartmak isterseniz herşeyi evde hazırlayıp alın (krepler,sebze,meyve filan).Bunlar piknik havanıza daha samimi ve "ev" kokan bir özellik katacak.Eski ailelerimizle yaptığımız pikniklerdeki gibi.O piknikleri özlemeyen mi var?Onları düşündükçe aklıma sadece PINK FLOYD'un "High hopes " şarkısı gelir (otlar daha yeşildi...falan filan)..
3.Gardrobunuzu değiştirin yada yenileyin.Yeni,gündelik tarzsa,trendi eşyalar edinin.Hem sizi daha iyi hissetirecektir ,hem de o ekstra kilolarınza ve göbek tabakalarınıza veda etmenize itecektir sizi:)Ben öle yaptım ve çok da memnunum bundan.Birkaç ciciler bulabildim kendime , şanslı idim.(bkn resimdeki elbise).Uzun zamandır yapmak istiyordum ama hep erteliyordum.Kabul etmem lazım ki alışverişte , çok sıkıcı bir insan haline gelebiliyorum.Hiç bir şekilde orada saatlerce kalıp , kadınların kiyafet kavgasına karışmak istemem , beğendiğim şeyi hemen alıp kaçmak isterim.Onun için her zaman ilk bakışta beğendiğim şeyi alırım.
4.Yeni bir kursa başlayın.Şimdi bunu yapmanın tam zamanı , çünkü en taze beyine ve en enerjik zamanınzdasınız.İlginç insanlarla da tanışabilirsiniz mesela.Ben kursları çok eğlenceli buluyorum.
5.Bir beyin ve fiziksel detoks fena olmayacak:)
Size harika bir ilkbahar dönemi diliyorum arkadaşlar!

30 Mart 2007 Cuma

Benden deyimler (1998)


1.Seni köle edeni kendi seçersen , kölelik de tatlı gelir.
2.Düşüncelerin derinliğinde bir karınca bile boğulamayacaktı.
3.Her zor, üzücü şeyi içinde barındıran bir insan , siyah deliklerden çekilen bir objeje benzer.
4.Ruhum kül doluysa , kalbim ateş parçacıkları dolu olmadığının anlamına gelmez.
5.İyi ki de ruh yolculukları için de bilet istemiyorlar bizden.
6.Şansı saçlarınndan tutman gerekir derler.Ya şans kısa saçlı ise?
7.Anlaşılmak , aşkı da içerir.Anlaşılmak , sevilmekten iyidir.Anlaşılmadan , sevilmek, kör bir şekilde sevilmektir.
8.Ruhta hayal kırıklıkların medi olunca, hayatın ceziri de olur.

29 Mart 2007 Perşembe

Blog'daki yokluğum


Uzun süredir yazamamıştım bloga.Arnavutluğa gittim geçen hafta , onun için pek girme fırsatım olmadı.
Memlekete gitmek her zaman güzeldir , hele sık sık gidemiyorsanız ve aileniz oradaysa.Şanslıydım ki bu sefer eski arkadaşlarımla da görüşebildim, her zaman fırsatım olmuyor çünkü oraya gidişlerimiz çakışıyor(onların çoğu da benim gibi yurt dışında yaşadıklarından).
Neredeyse her gün yağmurlu gibi geçti ama benim bir şikayetim yok.Harika bir gök vardı ve tabii ki ben de bu fırsatı kaçırmadım.İşte size bir tanesi.Öbür fotolara da bakmak isterseniz bir zahmet öbür bloguma yada flickr'daki sayfama bakınız:)