Aşağıda yazılı olanları birbirlerine çok benzetiyorum:
1.Kafiyeli şiir yazmaktan başka bir şey yazamayan şairler.
2.Tek tip roller oynayabilen aktör/aktrisler (Özellikle de sadece pozitif rollerdekiler)
3.Bir şey yapmaktansa sadece nutuk atmayı bilen yöneticiler.
4.Alternatif besleme modeller yerine , çok iyi bilinen diyetler yada talimatları yeniymiş gibi gösterip onların değerini çok abartan diyetisyenler.
5.Deterjan yada ona benzer tüketimle ilgili basit reklamların yazarları.
6.Kendilerin de anlayamadığı , anlamsız ,gereksiz, amaçsız istekleri ile memurlar.
Hepsinin ortak bir tarafı vardır: Bayağılığı!
4 Mayıs 2007 Cuma
Tek şiirim...
Hayatımda kendimi beceriksiz hissettiğim alanlar var: resim çizmek, teknik işler yapmak , şiir yazmak gibi.Hiç unutmam ilk okulda iken çok güzel şiir yazan arkadaşlarım vardı.Ben de bir gün hırs yapıp : ben de yazacam dedim:)Tam 2 saat oturdum , sonra bi bakıyorum elimde olan şey çok komik bir şiir.O günden sonra kararr vermiştim bir daha şiir yazmayıp insanları korkutmamaya, ama tabii bilirsiniz insan ergenlik çağında bazı şeyleri unutur her şeyi yapabildiğine inanır:) Aşağıdaki şiir de bunun ürünü.Onun için de tek şiirim zaten bir daha buna cesaret edemediğim için:)
İsimsiz
Ağlamak istiyorum , ağlayamıyorum;
gözlerim ağrıyor
Konuşmak istiyorum , konuşamıyorum;
İnsanlar gülecekti
Haykırmak istiyorum, yapamıyorum ;
sesim kısılmış
Niçin?Sormak istiyorum,yapamıyorum;
Kimse cevap vermiyor
Kendimi ifade etmek istiyorum, yapamıyorum;
Kimse beni anlamayacaktı
Açıklama yapmak istiyorum, yapamıyorum;
Sözlerim acı nedeni olabilir
Uyumak istiyorum,yapamıyorum;
Huzursuz ruhum buna izin vermez
Rahatlamak istiyorum , yapamıyorum;
Sakin bir yer bulamıyorum ki
Nefes almak istiyorum , yapamıyorum
Agoni nefesimi kısıtlıyor
Bir şeyler yapmak istiyorum, yapamıyorum
Uzun bekleyiş,aldırmazlıktan paslanan kalbim her hücremi felç etmiş
Bir çözüm bulmak sitiyorum , yapamıyorum
Yeni olan her şey bulunmuş zaten
Size yardım etmek istiyorum,yapamıyorum;
Kendim zayıf olduğumdan değil , buna sinik davranışlarınız beni durduruyor
Dünyayı değiştirmek için bir şeyler yapmak isterim , yapamıyorum
Her şey başlangıçtan beri karanlık içinde yapılmış
Ama ne olursa olsun sevinmeyin , her bir şeye rağmen
kristal gibi bir sevgiyle çevrili ruhuma dokunamayacaksınız...
Bakıyorum da ne kadar dertli imişim bunu yazdığımda.Eh ergenler hep böyle karamsar olmaz mı ki zaten? :)
İsimsiz
Ağlamak istiyorum , ağlayamıyorum;
gözlerim ağrıyor
Konuşmak istiyorum , konuşamıyorum;
İnsanlar gülecekti
Haykırmak istiyorum, yapamıyorum ;
sesim kısılmış
Niçin?Sormak istiyorum,yapamıyorum;
Kimse cevap vermiyor
Kendimi ifade etmek istiyorum, yapamıyorum;
Kimse beni anlamayacaktı
Açıklama yapmak istiyorum, yapamıyorum;
Sözlerim acı nedeni olabilir
Uyumak istiyorum,yapamıyorum;
Huzursuz ruhum buna izin vermez
Rahatlamak istiyorum , yapamıyorum;
Sakin bir yer bulamıyorum ki
Nefes almak istiyorum , yapamıyorum
Agoni nefesimi kısıtlıyor
Bir şeyler yapmak istiyorum, yapamıyorum
Uzun bekleyiş,aldırmazlıktan paslanan kalbim her hücremi felç etmiş
Bir çözüm bulmak sitiyorum , yapamıyorum
Yeni olan her şey bulunmuş zaten
Size yardım etmek istiyorum,yapamıyorum;
Kendim zayıf olduğumdan değil , buna sinik davranışlarınız beni durduruyor
Dünyayı değiştirmek için bir şeyler yapmak isterim , yapamıyorum
Her şey başlangıçtan beri karanlık içinde yapılmış
Ama ne olursa olsun sevinmeyin , her bir şeye rağmen
kristal gibi bir sevgiyle çevrili ruhuma dokunamayacaksınız...
Bakıyorum da ne kadar dertli imişim bunu yazdığımda.Eh ergenler hep böyle karamsar olmaz mı ki zaten? :)
1 Mayıs 2007 Salı
Asi Kiraatçılar:)
fotoyu çeken: www.flickr.com/photos/adolya
27 Nisan 2007 Cuma
Hayat ve ölüm (1998)
25 Nisan 2007 Çarşamba
Makro'daki dünya
Fotoğraf çekerken kullanılan makro stilini çok beğenirim ve sık sık fotolarımda da da kullanıyorum.Tabii ki de sadece çiçek/böcek çekmeye değil , her şeyi makroda çekmeyi severim.Şu yapraklı fotoma bakıyordum da aklıma bir soru geldi: Niye makro çekimi yapmayı seviyorum, yada niye çoğumuzun dikkatini çeker makro?Ayrıca fotoğrafçılıktaki değeri neden bu kadar fazla?Değerine bakacak olursak , objenin bilinmeyen, yada zorlukla görülen taraflarını göstermesinden ve algılamamızı mümkün kıldığındandır.Objeji belki de hiç aklımızdan geçmeyen bir açıdan bakmamızı sağlıyor.Ne dir bu aklımızdan geçmeyen açı?Bence objenin özel tarafı , dünyasıdır.Gözlerimizin önünde , aniden ve biz hiç hissetmezken bile önümüze açılan tablodur.
Belki biz farkında değiliz ama bu en çok da ilgimizi çeken şeydir.Birisinde az , öbüründe fazla olmak üzere hepimizde birazcık "röntgencilik" :) vardır.Bu hiç de abartılmış bir söz değil bence, hepimiz merak ederiz karşındakimizi , bazen de en özel şeyleri görmek isteriz.Bundan rahatsızlık duyarsak bile hiç bir zaman %100 olarak , vazgeçemeyiz karşındakinin dünyasından bir şeyler öğrenebilmekten , bu basit bir obje olsa bile.
Bence makro çekerken ,yada objeyi makro kadrajına sokarken , objeyi büyütülmüş olarak yakalamaktan ziyade , objenin ince detaylarının yakalanması , ve bir şekilde objenin özelinin detaylarını kadraja hapsedilmesi.En azından bana göre , makronun hedefine en fazla böyle ulaştığıdır.
Ya sizce?
23 Nisan 2007 Pazartesi
Hayat bir harika:))



Geçen gün , fotograf kiraathanesindeki , fotoğraf arkadaşlarımla gene harika bir gün geçirdim.Uzun zamandı onlarla görüşmemiştik (2 ay) ve artık çok sıkılmıştım:) Dünki safarimizin ziyaret yerleri , Emirgan,İstinye ve Yeniköy oldu.Kiraatçılarda en çok sevdiğim özellikler buradaki herkesin çok sempatik, rahat, cana yakın , keyf yapmaya bayılan , yemeği seven , içmeyi seven, sempatik ve naçizane davranışları ve en sonunda tabii ki de herkesin çok özel fikirlere ve çok özel bir bakış vizyonuna sahip harika birer fotoğrafçı olmalarıdır.Geçen günki safari yerlerimiz Emirgan,İstinye ve Yeniköy tarafları idi.
Güne Çınaraltı kafesinde brunch , yok canım ne brunchu :) kahvaltı ile başladık.İyice güzel demlenmiş çaylarımızı içtik ve ondan sonra direkt Emirgan Korosuna yola çıktık.Oraya vardığımda , koroyu çok zaman önce (8 sene önce gibi bir zamanda) ziyaret ettiğimi hatırladım arkadaşlarla, baya da geç bir saatte ziyaret etmiştik (geceyarısı gibi).Açıkçası ikinci ziyaretim niye bu kadar geç oldu anlamış değilim , çünkü o kadar güzel bir yer ki.Lalelerle beraber daha da güzelleşmişti.Bu da herkese yansımış gibi , herkes enerji dolu etrafa koşturuyordu.Çok da güzel köşkler vardı , yalnız tek kusuru doğru dürüst çay/kahve servisi yapmaması.Biz de isyan ettik , hiç orada oturmadık:)
Sonra yürüyerek , İstinyeye vardık ve harika sandalların fotolarını çekerken , çok acıklı bir şekilde karnımızın zil çaldığının iyice farkına vardık:)
Harika bir tekne bile bulduk oturmak için , ama oradaki garson boşu boşuna , bizlerin masalarını ayrı ayrı koyup keyfimizi kaçırınca oradan kaçtık...
Çok da iyi oldu çünkü tam karşıda olan çok hoş bir lokantaya geçtik ve enfes bir yemek faslı geçirdik...Ondan sonra yediklerimizi eritebilmek için :) enerjik bir şekilde Yeniköye doğru yola çıktık.Yeniköye varırken çok komik bir şey oldu , küçücük bir köpek gördük , sahibesine :
-Çok cici bu kaç yaşında?O da bize gülerek dedi ki :
-Bakmayın öyle cici durduğuna , 4 hanım eskitti bu:)Bir sürü de yavruları olmuş..:) gülmekten koptuk:) Orada da baya bir foto çekimi yaptıktan sonra günümüzü "hayat kafe"de bitirdik.Çok güzel bir yerdi,küçük ama denizin yanında arkadaşlarla oturup bir şeyler içmek için süper bir yer bence.
Evet işte geçen safari de böyle geçti, çok güzeldi , onun için yeni safariyi (29 nisan 2007) 4 gözle bekliyorum:))
işte size geçen safariden bazı fotolar.
not : ilk foto arkadaşımın fotosu :www.flickr.com/photos/kaya
21 Nisan 2007 Cumartesi
16 Nisan 2007 Pazartesi
Bir kül tablasının itirafları...

Ben bir kül tablasıyım.
Neredeyse bütün zaman boyunca pis bir haldeyim.İçim hep izmaritler ve kül dolu.
Bir sigara sönünce öbürünü hemen yaktıkları için beni yıkamalarına pek vakti olmuyor.Güneş yada temiz havayı gözüm neredeyse hiç görmez.
Belki de ışığın önünde ,bahçenin ortasındayım ,ama yukarıdakileri hiç göremiyorum.Bu belkide hep insanların karanlık , stresli ve yorgun tarafları ile yüzleştiğim içindir. Sanki bütün günün sinirini benden çıkartıyorlar.Buraya sık sık gelen insanları artık tanıyorum.Tabii ki onlar beni fark etmiyorlar bile ama ben onları her şeyiyle tanıdım..
A.40 yaşında , firma müdürü.Uzun boylu , ince , esmer bir adamdır.Jazz ve blues dinlemeyi sever.Nina Simonenin keskin sesi altında , kaç günbatımını bitirdik, Allah bilir.Harika bir aileye sahiptir , ama zor bir zamanında , başka bir kadınla bir münasebete girdi.Şimdi köpek gibi de pişmandır , ama hiç bir şeyi riske atmadan bu işten nasıl sıyrılacağını bilemiyor.Her şeyi çok düzgün ve dikkatlice yaşayan birisi olarak bilinir , belki hayatında ilk defa böyle bir karmaşanın içinde bulunuyor.Böyle insaları sinirli görmek çok ilginçtir.Bir de sigarayı nasıl içtiğini bir görün , yiyip bitirecekmiş gibi.Ak ciğerleri o an patlayacakmış gibi duruyor.Gözleri kanlı ,kanlı patlamaya hazırlayan bir volkan gibi.
C.23 yaşında, bir reklam şirketinde fotoğrafçı.Çok zarif bir tarzı var ve çok zengin bir iç dünyaya sahip.Güzel giyinmeyi sever,gerçi güzeldirde kendisi.Yaşıtlarından çok daha zekidir ,ve ondan hoşlanıyorum çünkü konuşurken saçmalamıyor.O etli, koyu bir kırmızı rujla boyadığı dudaklarının sigarayı nasıl çektiğini görmekten daha hoş bir şey yok.Her zaman sigarasında dudaklarının izi kalır.Sigara içerken bile çok cilveli bir hali vardır.
D.35 yaşında,evli ,3 çocukları var.Eskiden güzel bir kadındı herhalde , bu gözlerinin şeklinden ve kapağından belli oluyor, şimdi ne kadarki şişseler bile.D. asla dışarıya gözlüksüz çıkmaz.İnsanlara merdivenden düştüm yada bir yere çarptım yalanlarını söylemekten hoşlanmıyor.Bu yaştaki bir insana böyle bir saçmalığı yakıştıramıyor.Severek evlenmişti ,ama eşi bir süre sonra çok özel dayakçı , alkolik bir yaratığa dönüşmüştü.D.'nın dışarıya çıkma hakkı yoktur.Gizlice çıkyordur, bugün gibi.Çıktığında da özel bir şey yapmıyor zaten , hep buraya gelip , sigara içer.Elleri tüm zaman boyunca titreyip duruyor, kafa damarları çatlayacakmış gibi atar.Kaybolmuş ve korkak bir bakışı vardır.Sürekli yoldan kimlerin geçtiğini kontrol eder.Sigarayı hızlı ve benim üzerimde sert basarak söndürür.Sonra geldiği gibi, bir gölge imişçesine buradan uzaklaşır.
J.14 yaşında , lise öğrencisi.Buranın en yeni ziyaretçilerinden , ama en sık uğrayanlardan diyebilirim.Halen çocuksu bir görüntüye sahip yüzü , birkaç ergenlik çağı sivilcesinin yatağı olmuş .J.kendisinden nefret eder.Aslında tek sorunu , birkaç fazla kilosu, ama bundan dolayı kendisini yarım bir insan gibi hissedip ,herkesten uzaklaşır.Hep yalnız kalmak ister , sonsuza kadar mümkünse.Sigarayı öyle bir çeker ki sanki , boğaz yerinde elektrik süpürgesi varmış izlenimine kapılıyorum.Bazen gözlerinden yaş akar,ama onları hemen siler.Kendisini bu halde iken beğenmiyor..
P.65 yaşında.Emekli bir edebiyat hocası.Çok da sert bir hoca imiş zamanında.Bu narsistlikle karışık sertliği halen yukarıda kalkık duran sağ kaşından görebilirsiniz.Her zaman yanında bir kitapla gelir.Çoğunlukla okurken sigarasını unutur,o sönünce yenisini yakar, o da sönüce yenisini, ve böyle devam ediyor.Uzun saatler okuyarak geçiriyor.Okumasına her zaman sert,şekersiz bir espreso eşlik eder.Yüzü asla gülmez.Okurken rahatasız edilmesinden hoşlanmaz,belki bu nedenle hep yalnız gelir,hiç birisiyle geldiğini görmedim bugüne kadar.Bazen okurken sinirlenip, kendi kendine konuşmaya başlar.
İşte böyle , herkes buraya rahatlama yada az da olsa huzur bulmaya geliyor.Sigaranın eşliğinde.Sigara bu eski dost.Kimse beni fark etmiyor.Ben ki baş aktris olan sigaranın yanında , sönük bir yardımcı aktris olarak kalırım.Belki sigarayla aynı işlev, görmediğim için kimsenin umrunda değilim ben.Zaten , yan/ tamamlayıcı kahramanların kaderi hep böyle değil midir ki?
13 Nisan 2007 Cuma
Çılgın Kaktüs
Şaşırmayın bunlar insan saçları değil , kaktüs dalları:) Bana hep insan saçı gibi gelmiştir , bu kaktüsün dalları.Halamın eczanesinde kaç senedir vardır.Çok uzun senelerdir , büyüyor da büyüyor.Kim bilir kaç kez vazosu değiştirildi, yeri değiştirildi, güneş olsun , olmasın ne yer olursa olsun , umrunda bile değil.Onun için önemli olan yaşamak.Başka bir şey onu ilgilendirmez, önemli olan yaşayabilmek için biraz su,ışık bulabilmek ,geri kalanını kendisi haleder.Bu kaktüsü her gördüğümde onun bu yaşama mücadelesine ve yaşama hevesine bayılıp , ona karşı saygı duymadan edemiyorum.Biz insanlar bu kadar güçlü , komplekssiz , iddiasız değiliz.Tabii ki daha fazla isteklerimiz ve beklentilerimiz olacak , aklımız bize bunu için verilmiştir sonuçta , yalnız bazı şeyleri fazlasıyla abarttığımızı ve daha zor ,daha başa çıkılmaz hale kendimiz getirdiğimizi düşünmüyormusunuz?Yada bazen bazı durumlarda mücadele vermeye bile üşendiğimizi?En azından ben böyle düşünüyorum...
Onun için bu kaktüse benzemeyi çok isterdim...
12 Nisan 2007 Perşembe
Sıkılganlıktan kaçma tüyoları

Kış mevsiminden yeni çıktık.Gerçi pek de kış yaşamadık ya bu sene ,neyse.Benim için günlerin kısa olduğu dönem , hava nasıl olursa olsun kıştır.Onun için artık onu geride bıraktık diyorum ve bu bana gerçekten de mutluluk ve rahatlatma hisi veriyor.
Tabii bunun sakıncaları da var , günler uzayınca zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsun da , olsun gene de güzel.
Senenin bu zamanını çok sevmemin nedenine gelince , beni yenilenmeye ve değişiklik yapmaya ittiğindendir.Çok da büyük değişiklikler değil canım,normal şeyler.
Hayatım son zamanlarda gerçekten çok sıkıcı olduğunu, benim de çok sıkıcı bir insan haline geldiğim farkına vardım.Mantarlara benzememiz ,mevsimsel midir acaba?
Evet doğru duydunuz, mantarlar gibi gayet durağan ve pasif bir süreçten geçtim.
Ama bu yeni gelen ilkbahar ve atmosferi , sosyal ve yaratıcı yönlerimi uyandırdı, ve onları her yere saçıyorum.Elimde baya enerji var , paylaşma istedim, onun için aşağıda size sıkıntıdan kaçmanın bazı tüyolarını veriyorum:
1.Temizzzzzzzzzzzz hava alın.Yüryüşe çıkın , ama uzun bir yürüyüşe , öyle 10 adımla işinizi halettiniz sanmayın.(evimden 5' uzak bir parkın olmasına rağmen ,bunu uzun süre yapmadım.Evet çok ayıp bilyorum, ama uzun süre canım hiç bir şey yapmak istemedi).
2.Mümkünse ormanda , geleneksel bir piknik yapın (brunch'tan bahsetmiyorum , o soğuk havalarda daha iyi olur).Gerçekten pikniğin tadını çıkartmak isterseniz herşeyi evde hazırlayıp alın (krepler,sebze,meyve filan).Bunlar piknik havanıza daha samimi ve "ev" kokan bir özellik katacak.Eski ailelerimizle yaptığımız pikniklerdeki gibi.O piknikleri özlemeyen mi var?Onları düşündükçe aklıma sadece PINK FLOYD'un "High hopes " şarkısı gelir (otlar daha yeşildi...falan filan)..
3.Gardrobunuzu değiştirin yada yenileyin.Yeni,gündelik tarzsa,trendi eşyalar edinin.Hem sizi daha iyi hissetirecektir ,hem de o ekstra kilolarınza ve göbek tabakalarınıza veda etmenize itecektir sizi:)Ben öle yaptım ve çok da memnunum bundan.Birkaç ciciler bulabildim kendime , şanslı idim.(bkn resimdeki elbise).Uzun zamandır yapmak istiyordum ama hep erteliyordum.Kabul etmem lazım ki alışverişte , çok sıkıcı bir insan haline gelebiliyorum.Hiç bir şekilde orada saatlerce kalıp , kadınların kiyafet kavgasına karışmak istemem , beğendiğim şeyi hemen alıp kaçmak isterim.Onun için her zaman ilk bakışta beğendiğim şeyi alırım.
4.Yeni bir kursa başlayın.Şimdi bunu yapmanın tam zamanı , çünkü en taze beyine ve en enerjik zamanınzdasınız.İlginç insanlarla da tanışabilirsiniz mesela.Ben kursları çok eğlenceli buluyorum.
5.Bir beyin ve fiziksel detoks fena olmayacak:)
Size harika bir ilkbahar dönemi diliyorum arkadaşlar!
4 Nisan 2007 Çarşamba
30 Mart 2007 Cuma
Benden deyimler (1998)

1.Seni köle edeni kendi seçersen , kölelik de tatlı gelir.
2.Düşüncelerin derinliğinde bir karınca bile boğulamayacaktı.
3.Her zor, üzücü şeyi içinde barındıran bir insan , siyah deliklerden çekilen bir objeje benzer.
4.Ruhum kül doluysa , kalbim ateş parçacıkları dolu olmadığının anlamına gelmez.
5.İyi ki de ruh yolculukları için de bilet istemiyorlar bizden.
6.Şansı saçlarınndan tutman gerekir derler.Ya şans kısa saçlı ise?
7.Anlaşılmak , aşkı da içerir.Anlaşılmak , sevilmekten iyidir.Anlaşılmadan , sevilmek, kör bir şekilde sevilmektir.
8.Ruhta hayal kırıklıkların medi olunca, hayatın ceziri de olur.
2.Düşüncelerin derinliğinde bir karınca bile boğulamayacaktı.
3.Her zor, üzücü şeyi içinde barındıran bir insan , siyah deliklerden çekilen bir objeje benzer.
4.Ruhum kül doluysa , kalbim ateş parçacıkları dolu olmadığının anlamına gelmez.
5.İyi ki de ruh yolculukları için de bilet istemiyorlar bizden.
6.Şansı saçlarınndan tutman gerekir derler.Ya şans kısa saçlı ise?
7.Anlaşılmak , aşkı da içerir.Anlaşılmak , sevilmekten iyidir.Anlaşılmadan , sevilmek, kör bir şekilde sevilmektir.
8.Ruhta hayal kırıklıkların medi olunca, hayatın ceziri de olur.
29 Mart 2007 Perşembe
Blog'daki yokluğum

Uzun süredir yazamamıştım bloga.Arnavutluğa gittim geçen hafta , onun için pek girme fırsatım olmadı.
Memlekete gitmek her zaman güzeldir , hele sık sık gidemiyorsanız ve aileniz oradaysa.Şanslıydım ki bu sefer eski arkadaşlarımla da görüşebildim, her zaman fırsatım olmuyor çünkü oraya gidişlerimiz çakışıyor(onların çoğu da benim gibi yurt dışında yaşadıklarından).
Neredeyse her gün yağmurlu gibi geçti ama benim bir şikayetim yok.Harika bir gök vardı ve tabii ki ben de bu fırsatı kaçırmadım.İşte size bir tanesi.Öbür fotolara da bakmak isterseniz bir zahmet öbür bloguma yada flickr'daki sayfama bakınız:)
Memlekete gitmek her zaman güzeldir , hele sık sık gidemiyorsanız ve aileniz oradaysa.Şanslıydım ki bu sefer eski arkadaşlarımla da görüşebildim, her zaman fırsatım olmuyor çünkü oraya gidişlerimiz çakışıyor(onların çoğu da benim gibi yurt dışında yaşadıklarından).
Neredeyse her gün yağmurlu gibi geçti ama benim bir şikayetim yok.Harika bir gök vardı ve tabii ki ben de bu fırsatı kaçırmadım.İşte size bir tanesi.Öbür fotolara da bakmak isterseniz bir zahmet öbür bloguma yada flickr'daki sayfama bakınız:)
16 Mart 2007 Cuma
Paris resim sergisi

Bu günlerde Pariste , Arnavut fotoğrafçıların resimleriyle Arnavutluğun son 10-15 senedeki değişiklikleri gösteren bir resim sergisi açıldı.
Saolsun , Paristeki arkadaşım bana da haber verdi yoksa duymayacaktım bunu.Seriye amatör fotoğrafçılar da dahil resim gönderebilirlermiş , onun için ben de katıldım.
Görmekte olduğunuz resim sergiye gitti.Adı "mimari kontrastlar"..Ona böyle dememin nedeni , eski Tiran evleri ile yeni inşaat edilen evler arasındaki değişikliği vurgulamak istediğim için , böyle oldu.
Son senelerde Arnavutlukta çok fazla gelişen inşaat sektöründeki değişikliği göstermek istedim.
Ama fotoyu çekerken en fazla anlatmak istediğim şey , memleketimdeki doğal güzellikti , aslında.Son zamanlarda çok Arnavut sanatçı sadece ülkemizin kanayan , acı gerçekleri göstermeye yemin etmiş gibilerdi , bense daha farklı , daha canlı bir tarafını göstermek istedim.Çünkü Arnavutluk bir tek acı , göz yaşı, üzüntüden ibaret değildir.
Umarım bunu resmi görecek olanlara da hissetirebilirim...
Sergi salonunun adresi : Association Albania - 34, rue de Toul 75012 Paris
Daha fazla bilgi için: yrousselet@wanadoo.fr
12 Mart 2007 Pazartesi
Yaşama ısrarı...

Daha evvel fotoğrafçı arkadaşlarımla Çengelköy tarafındaki safarimizde çektiğim bu fotoğrafa bakarken gözüm bir şeye takıldı.Bu ağacın duruşu bana o kadar ısrarcı geldi ki , ondan sonra aklıma bizim de hayata karşı ısrarcı duruşumuz geldi.Hepimiz aynı şeyi yapmıyormuyuz?
Başımıza ne gelirse gelsin , iyi yada kötü , hep aynı ısrlarla devam ediyoruz yaşamımıza .Bu belki de biraz iki yüzlü bir davranış gibi durabilir ama ne yapabiliriz ki , elimizden gelen başka bir şey yok.
Şu ağaca bakın , kim bilir nelerle karşılaşmıştır , ama halen dimdik durup , dallarını etrafa saçmaya çalışıyor, etrafa köklerini daha da fazla yaymaya çalışıyor, hayatta daha sağlam oturmaya çabalıyor..Onun için bu yazımın ana fikri "yaşama ısrarı" oldu.
Yaşama ısrarı , hayat ne kadar acı olsa bile...
10 Mart 2007 Cumartesi
Eski İstanbul

Geçen günlerde fotoğrafçı arkadaşlarımla beraber , eski İstanbul mahallelerinde , bir tur yapıp çok hoş fotolar çektik.
Sirkeci-Cankurtaran-Kumkapı-Samatya istikameti üzerinden yürüdük.Gerçekten de her binanın yapısında çok etkilendim.Bazıları çok ihtişamlı olmazsa bile , hepsnini çok ayrı bir havası var.Orada yaşayanlar da daha bir ayrı sanki .Bir kere hayat orada çok farklı akıyor,İstanbul dışı bir yermiş gibi, kimsenin koşturduğunu , stres ettiğini görmezsin.Herkes keyfine göre , ağır ağır talılıyor.Bu da ayrı bir rahatlama sağlıyor tabii.
Gerçekten çok hoş fotolar çıktı bu eski yerleşimdeki hayat mozaiğinden.
Gerçekten çok hoş fotolar çıktı bu eski yerleşimdeki hayat mozaiğinden.
Birkaç tanesini ekliyorum ...
9 Mart 2007 Cuma
Laleler
8 Mart 2007 Perşembe
Kadınlar günümüz kutlu olsun!

KADIN
Kimi der ki kadın
Uzun kış gecelerindeYatmak içindir.
Kimi der ki kadın yeşil birHarman
yerinde dokuz zilli
Köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir.
Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal
O benim kollarım bacaklarım.
Yavrum, anam, karım, kız kardeşim
Hayat arkadaşımdır..
Nazım Hikmet
7 Mart 2007 Çarşamba
Aldırmazlık

Aldırmazlık...Hepimizin de şikayetçi olduğu konu değil mi?
Uzun zamandır bizi aramayan arkadaşlarımıza , bizi anlamayan meslektaşlarımıza , gereksiz şeyler için ailelerimize , ihmal edilmekle sevdiklerimize şikayet ediyoruz. Ve bu liste daha uzun devam ediyor..
Diğerlere şikayet yağdrımaktan ve onları suçlamaktan , kendimizin de aslında ne kadar aldırmaz insanlara dönüştüğümüzün farkında varmıyoruz..Her gün daha da bireysel davranıyoruz.
Herkes dünyasına çekilmiş durumda , sorunlarıyla ve hırslarıyla ilgilenmekte , öncelliklerimizi yada daha da kötüsü herhangi bir günlük alışkanlığımızı yapmamıza engel olacak herhangi bir şeyle ilgilenmekten kaçınıyoruz..İşteki terfimize seviniyoruz , çiçek bahçemizin güzelliğine bayılıyoruz , yep yeni abiyemiz için çılgına dönüyoruz , yeni saç modelimizden çok heyecanlıyız , bir sürü takıntılarımıza istemediğimiz kadar zamanımız var , buzdolabın önünde dikilip abur cubura dalabiliriz ve başka bir sürü gereksiz şeylere de zaman ayırabiliriz.Tamam anlıyorum , bunlar olmadan belki hayatımız bu kadar heyecanlı ve güzel olmayabilirdi, ama nedense başkalarına sıra gelince ne zamanımız ne de empatimiz kalıyor.Tamam anlıyorum biz insanız , zaaflarımız da var,mükemmel değiliz ve yaşadığımız hayattır bizi buna zorlayan.
Ama tüm bu aldırmazlık nereye kadar?Her şeyin farkına varabilmek için çiçek bahçemizin yanması mı gerekir?Gerçekten bizim etramızla olan herşeyle daha fazla ilgilenmek için , mutlaka bir kayba mı uğramamız gerekir?
Bunu öncellikle , kendimizde çözmemiz gerekiyor , diye düşünüyorum.
2 Mart 2007 Cuma
Küresel ısınma

Geçenlerde eve gidiyordum ki , çiçekleri tam olarak açmış , çiçek dolu , mis gibi kokan bir ağaç gördüm (emin değilim ama sanırım erik ağacı idi).Sadece iki hafta önce aynı ağacı görmüştüm ve sadece bazı yeni açan yaprak vardı üstünde.Ondan da onun o kadar güzel ve fazla açan çiçeklerini görmek de beni çok şaşırttı .Onu o kadar güzel görmek güzeldi ama aynı zamanda çok acı verici.Ağaç adına çok üzüldüm.Soğuk bir gece idi ve ağacın da acı çektiği inancına kapıldım.Sanırım ağaç konuşabilseydi, bu kadar sıcak havvadan nasıl bu kadar soğuk bir hava gelebilir diye şaşırıprıp , soracaktı.
Bu sene neredeyse hiç kışı yaşayamadık diyebilirim.Bundan sonra da 4 mevsimi bir arada zor yaşarız gibi geliyor.
Bu da sadece bir başlangıçtır, ya gelecek?Hiç de iç açıcı görünmüyor:(
Bu sene neredeyse hiç kışı yaşayamadık diyebilirim.Bundan sonra da 4 mevsimi bir arada zor yaşarız gibi geliyor.
Bu da sadece bir başlangıçtır, ya gelecek?Hiç de iç açıcı görünmüyor:(
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


